|
Türkiye'deki misyonerlik faaliyetleri
gündeme geldiğinde adı geçen
örgütlerden biri de Tapınak yada Mabed Şövalyeleri oluyor.
Peki, bu örgüt ya da tarikat ne zaman ve nasıl kuruldu? Bu
tarikat, musevi mi yoksa hıristiyan kaynaklı mı? Mason localarının
kökeni bu tarikata mı dayanıyor? Bütün bu soruların cevaplarını
ilk atom mühendisimiz olan Ahmed Yüksel Özemre'nin "Din,
İlim, Medeniyet (Düşünceler)" adlı kitabında bulduk.
 
Papa II. Urbano'nun çağrısı
üzerine toplanan 1. Haçlı ordusu 1099 yılında Kudüs'ü aldı.
ve Kudüs'ü 88 yıl Hıristiyanlar yönetti. (Kudüs 1187 yılında
Selahaddin Eyyübi geri aldı) İşte bu yıllarda Haçlılar "Mukaddes
topraklarda" hızla örgütlendi. Bu örgütler arasında gönüllü
kuruluşlar da
vardı. Bunlardan biri de 1118'de kurulan Mesih'in Fakir Şövalyeleri
adlı
örgüttü. Kurucusu ise Fransız asilzadelerinden Hugues de Payns'dı.
Bu
gönüllü kuruluşun amacı, Kudüs'e giden yolları savunmak ve
Kudüs'ü ziyaret edecek olan hıristiyan hacıları korumaktı.
Yani hem dini hem de askeri misyonu vardı.
1125 yılında
Kudüs'ün yeni hıristiyan kralı, Hazret-i Süleyman'ın mabedinin
bulunduğu yer olarak bilinen Mescidü'l-Aksa'yı bu örgüte tahsis
etti. Bu olaydan sonra örgüt, Mabed Şövalyeleri adını aldı
ve hem dini hem de askeri bir tarikat olarak resmen tanınması
için Papalık makamına başvurdu. Bu istek Papalık tarafından
1129 yılında kabul edildi.
Mabed Şövalyeleri'ni oluşturanlar zamanın
aydın asilzadeleriydi. Bu nedenle sadece Kudüs ve civarında
değil, güney Fransa ve Paris'te de kısa sürede örgütlendiler.
Bunun için gerekli parayı da Avrupa ile Ortadoğu arasındaki
ticarete aracı olarak elde ettiler. Çek ve kredi mektubunu
ilk uygulamaya koyanların Mabed Şövalyeleri olduğu söyleniyor.
Bu uygulama sayesinde Ortadoğu'ya mal almaya giden Avrupalı
tüccarlar yanlarında para taşımadıkları için korsanlara ya
da eşkıyalara karşı kendilerini güvende hissediyorlardı.
Mabed Şövalyeleri ayrıca bankerlik ve
ticarete de el attılar. Öyle ki Fransa kralının resmi bankacısı
odular hatta krala borç verme konumuna geldiler. Bu örgütün
Ortadoğu'da başarılı olmasının bir nedeni de verdikleri sözde
durmaları ve dürüst olmalarıydı. Bu özellikleri sayesinde
Arap tüccarlar arasında itimat sağladılar.
Mabed Şövalyeleri, Hasan Sabbah'ın Haşhaşiler
örgütü ile de temas kurdular. Bu temas sayesinde de bir örgüt
olarak nasıl gizli kalacakları ve örgüt üyelerinin birbirlerini
tanımak için işaretleşme kodu kullanmaları hakkında fikir
sahibi oldular. Ve kendilerine uyguladılar. Örneğin, el sıkışırken
işaret parmağının karşısındakinin bileğine teması Mabed Şövalyeleri'nden
olduğunun parolasıydı.
Kudüs müslümanlar tarafından geri alınınca
Mabed Şövalyeleri merkezlerini Paris'e taşıdılar. Seine nehri
kıyılarında, Louvre Sarayı'nın yakınında yüksek bir kale inşa
ettiler. Bugün bu kale yok ama burası hala Mabed Mahallesi
diye anılıyor.
Mabed Şövalyeleri'nin geçici sonları
Bu kale ya da mabed, ticaret ve bankerlik
faaliyetleri sayesinde gitgide
zenginleşen örgütün hazinelerinin korunduğu esrarengiz bir
yer halini aldı. Çünkü halk, örgütün Hazret-i Süleyman'ın
hazinelerinden daha zengin olduğuna inanıyordu. Bu söylenti
sadece halkın değil, İngiltere ile savaştan yeni çıkan ve
bu örgütten aldığı borcun faizini ödeyemeyen Fransa'nın üst
düzey yetkililerinin hırslarını kamçılıyordu. Bu durum, hazine
ve adalet bakanlarını, Fransa'nın çaresiz kralı Filip'i, Mabed'in
efsanevi hazinesine elkonulması için ikna etmeye yönlendirdi.
Ancak Filip'e, Papalık makamının onayladığı
ve hıristiyanlığa büyük
hizmetleri olan bu dini-askeri tarikatın mal varlığına el
koymak hiç de
kolay gibi görünmüyordu. Üstelik 1306 yılında yaptığı devalüasyonda
ayaklanan halkın öfkesinden kurtulmak için uzun süre Mabed'e
sığındığını da unutamıyordu. Fakat bakanlar, stratejiyi belirlemişti;
önce bu tarikat hakkında bir iftira uydurulacak ve Papa, tarikatı
kapatmaya mecbur bırakılacaktı. Daha sonra da Papa ile anlaşma
yapılabilirdi. Papa'nın bu komploya karşı isteği ise, Fransa'nın,
şövalyelere atılacak iftiranın Vatikan tarafından resmileşmesi
için destek vermesi olabilirdi.
Kıral, bakanlarının ısrarına dayanamadı
ve13 Ekim 1307'de bütün şövalyeler tutuklandı. Suçları; dinden
çıkmak, İsa'ya hakaret etmek, rezil ayinler düzenlemek, homoseksüel
olmak ve Baphomet adını verdikleri bir puta tapmaktı. Bu ağır
suçlamalar karşısında Papa'ya da tarikatı kapatmaktan başka
seçenek kalmıyordu.
Maalesef Fransa kıralı Filip bu operasyondan
umduğunu bulamadı; Fransa'yı kalkındıracağını ümit ettiği
hazineye erişemedi. Çünkü, yine halk arasında oluşan efsaneye
göre, mabedin üstad-ı azamı, saraydaki ajanı sayesinde bu
operasyonu haber almış ve tarikatın dillere destan hazinesini
gizlice başka bir yere götürmüştü. Bugün bile bulunsa Fransa'yı
dünyanın en zengin devleti haline getireceğine inanılan bu
tarikatın hazinesinin araştırılması için her yıl örtülü ödenekten
bir miktar paranın ayrıldığı, bir zamanlar Fransa'da dedikodu
konusu edilmiş.
Papa V. Clement operasyondan bir ay
kadar sonra (22 Kasım 1307) hıristiyan aleminin bütün prenslerine,
yönetimleri altındaki topraklarda bulunan tüm Mabed Şövalyeleri'nin
tutuklanmasını emreden bir tebliğ yayınladı.
Tutuklanan şövalyelerin büyük bir kısmı yapılan her türlü
işkenceye rağmen suçlamaları kabul etmeyerek öldüler. Bir
kısmı da işkenceye
dayanamadıklarından ve sonlarını çabuklaştırmak için suçlamaları
kabul
ederek idam edildiler.
Papa V. Clement, 2 Mayıs 1312'de Mabed
Şövalyeleri Tarikatı'nın kapatılmış olduğunu resmen ilan etti.
Ancak kapatılma kararında suçlamaların hiçbiri yer almıyor
sadece "kilisenin hayrına olduğu" belirtiliyordu.
Tebliğde dikkat çeken bir başka karar da, şövalyelerin bütün
mallarının, Kudüs'ten beri bu tarikatın rakibi olan Hospitalier
(Misafirperver Şövalyeler) Tarikatı'na devredilmesiydi. Bu
da Filip için ikinci bir darbe oldu.
Mabed Şövalyeleri'nin üstad-ı azamı
ile üç yardımcısı ise yedi yıl sonra, 18 Mart 1314'te son
kez mahkemeye çıkarıldılar. Karar, ömür boyu hapis oldu ancak
suçlamaları reddedip karara itiraz ettikleri için üstad-ı
azamı ile üç yardımcısı yakılarak idam edildiler.
Mabed Şövalyeleri'nin yeniden dirilişi!
Fransa Krallığı'nın zulmünden İngiltere
ve Orta Avrupa'ya kaçanlarla daha sonra bunlara katılanlar
"Serbest Masonlar" adı altında tarih sahnesine tekrar
çıktılar. Son üstadlarının talimatıyla, inşa edilmekte olan
kilise ve katedrallere başvurarak hiçbir loncaya bağlı bulunmayan
duvarcı olduklarını beyan edip işe girdiler. Fransızca'da
duvarcı, "maçon" (mason diye okunuyor); bir yere
bağlı olmayan, hür, serbest ise "franc" (fran diye
okunuyor) demek. Franc-maçon da serbest masonlar anlamına
geliyor.
Serbest Masonlar'ın Fransa Krallığı'ndan
intikam almak için Avrupa genelinde örgütlenmeleri zaman aldı.
17. yüzyıldan itibaren toplumun, sivil ve askeri idarelerin
köprü başlarını tutmaya, saraylarda önemli mevkiler elde etmeye,
kıralların harimine kadar sızmaya başladılar. Fransa'yı artık
başka bir hanedan yönettiği halde, ataları olan Mabed Şövalyeleri'nin
intikamını almaya kararlıydılar. İntikam sadece hanedanlardan
değil, Kilise'den de alınacaktı. İşte nesilden nesile geçen,
yeminle korunmuş olan amaçları budur.
Duvarcı Masonlar'ın sayıları 16. yüzyıldan
sonra azalmaya başlar. Bunun bir nedeni duvarcıların, Mabed
Şövalyeleri'nin bekar kalmak için yemin etmiş dindar üyeleri
olmalarıdır. Diğer nedeni de katedrallerin ve büyük
kiliselerin inşaatlarının azalmasıdır. Çare olarak, bizzat
duvarcı olmamakla birlikte Mabed Şövalyeleri'nden miras kalan
idealleri benimseyenler de "duvarcı olarak" "Kabul
Edilmiş Masonlar" unvanıyla bu hınç ve intikam kervanına
kabul edildiler.
Serbest ve Kabul Edilmiş Masonlar ilk
toplantılarını 1717'de İskoçya'da
yaptılar. Amaçları başta Fransa hanedanı olmak üzere bütün
hanedanların egemenliklerine son vermek ve kilisenin gücünü
kırmaktır. Avrupa'nın her yerinde özellikle de Fransa'da pek
çok Mason locası büyük bir gizlilik içinde faaliyete geçer.
Osmanlı İmparatorluğu da bu uygulamalardan
nasibini alır. İlk mason locası 1767'de İstanbul'un Galata
semtinde açılır. Masonların gücünü ve
stratejisini iyi değerlendiren İngiltere, Hollanda, Prusya
ve Rusya
kıralları mason localarının kendi ülkelerinde kurulmasını
destekleyip
kendileri dahi mason olarak tehlikeyi geçiştirirler.
Mabed Şövalyeleri'nin gecikmiş intikamı
Serbest ve Kabul Edilmiş Masonlar, Mabed
Şövalyeleri'nin varisi olarak
Fransa Krallığı'ndan ve Kilise'den intikam almak için 65 yıl
Fransız
İhtilali'nin altyapısını hazırlarlar. Özellikle Paris'te pek
çok yeni loca
açılır. Yazar, filozof, bilim adamlarından vara-yoğa itiraz
eden, inatçı ve
saldırgan tipler özenle seçilerek mason yapılır.
14 Temmuz 1789 günü patlak veren ihtilal
10 yıl sürer. Kıral ve kıraliçe
idam edilir. Kilisenin mallarına el konulur. "Hıristiyanlıktan
Arındırma
Yasası" kabul edilir. Bundan böyle devlet artık laik
olur. Takvim ve
yılbaşı, hıristiyan kökenli oldukları gerekçesiyle değiştirilir.
"Akıla
tapınma" devletin resmi dini olur. Hatta "Tanrıça
Akıl" adına Paris'te resmi ve görkemli ayinler bile düzenlenir.
Masonlar, hanedandan ve kiliseden intikamlarını
almışlardı; peki, bundan sonra neyle meşgul olacaklardı?
İlk Serbest Masonlar duvar örmedeki
becerilerine göre çırak, kalfa, usta
şeklinde üçlü derecelendirmeye tabiydiler. Ancak duvarcılığın
yapılamaması ve masonların sayısını arttırmak için duvarcı
olmayanların da localara kabul edilmesi, mason idarecileri
farklı ve esrarengiz stratejilere yöneltti.
Masonik dereceler 3'ten 33'e yükseltildi ve 4. ila 33. derecelere
felsefi
derece denildi. Yani, bundan böyle ilk üç dereceye giren Mavi
Localar
masonların avamına, diğer dereceleri içeren Kırmızı Localar
masonların
havassına ve 33. dereceden ancak bazı masonların girebildikleri
Kara Loca da masonların hassülhavassına (yani kaymağın kaymağına)
hitap edecektir. Ama bu kast sistemi, eşitlik ve demokrasiyi
savunan masonluğun dejenere olmasının da bir göstergesidir.
Artık masonların değişmez idealleri
de kalıplaşmıştır. 1) Masonluğun
otoritesi hariç olmak üzere bütün şahsi otoritelere karşı
savaş ve bunun
doğal sonucu olarak da cumhuriyetçi idare sisteminin (masonların
denetiminde kalması şartıyla) her ülkede hükümran olması,
2) Masonluğun oluşturduğu din hariç olmak üzere dini her otoriteye
karşı savaş, 3) Büyük Fransız İhtilali'nden her yerde, özellikle
de eğitimin her kademesinde hayranlıkla sözedilmesi, 4) Her
konunun laiklik, akılcılık ve eşitlik ilkeleri içine alınmasının
temini.
Mabed Şövalyeleri tarikatı da, onun
varisi olan Serbest ve Kabul Edilmiş
Masonlar tarikatı da musevi-hıristiyan medeniyetinin bir ürünüydü
ve
geçmişlerine, tarihlerine yönelik efsaneler de doğal olarak
bu medeniyetten doğdu. Örneğin masonluğun kökenini gizlemeye
yönelik meşhur Hiram Usta Efsanesi gibi pekçok efsane Tevrat,
Talmud, Kabala kökenli musevi unsurlar olarak masonluğa girdi.
Ancak bunlara bakıp da masonluğun, yahudiliğin bir uydurması
olduğunu söylemek hiç de isabetli değildir. Çünkü bazı localar
eski Yunan ve Mısır düşüncesinden alıntılar yapabiliyordu.
Başlangıçta yani masonluk henüz üç derecelikken
dini ritüellerin varlığından sözetmek mümkündü. Ancak 33.
dereceden masonun 1) hiçbir dini inancı olmayan, ama 2) hangi
itikat olursa olsun o itikadın samimi taraftarıymış gibi görünmesini
beceren bir insan portresi çizmesi gerekmekteydi. Gerçi Avrupa'da
hürriyet ve hayat hakları sınırlandırılmış, aşağılanmış olan
musevi cemaatlerinin, masonlar tarafından Fransız İhtilali'nin
sloganı haline getirilen Bağımsızlık-Eşitlik-Kardeşlik sloganı
karşısında ümide kapılmamaları imkansızdı. 19. yüzyılın başlarından
itibaren her ülkede musevi cemaatinin ileri gelenleri Mason
Locaları'na üye oldular.
----------------
(Kaynak: Ahmed Yüksel Özemre, "İlim, Din, Medeniyet (Düşünceler)",
Pınar Yayınları, İstanbul 2002)
|