|
DNA şifresinin çözülmesi, bir koyunun
genetik olarak kopyalanması ve insanın ikizinin oluşturulma
çabaları… Çoğu kimse düşünmese de, akıla, eğer insan kopyalanırsa
kişiye özel olan parmak izi de aynı mı olur, sorusunu getiriyor.
Kuran, aynı yumurta ikizlerinin bile farklı parmak izlerine
sahip olacağını 7. yüzyılda haber verirken; bilim, bunu ancak
19. yüzyılda keşfediyor.
Parmak izi,
Allah'ın varlığının ve insanı yarattığının en büyük kanıtlarından
biridir. Bilimin 19'uncu yüzyılda keşfettiği parmak izi mucizesini,
Kuran bize 7'nci yüzyılda açıklıyor. Bulunduğu toplum gözönüne
alındığında, Peygamberimizin işi o kadar da kolay değildi.
Hadislere göre, yeni dine inanmamakta ısrar edenler Hz. Muhammed'e
sorarlar: "Ey Muhammed sen neden bahsediyorsun, biz öleceğiz,
kemiklerimize varıncaya kadar çürüyeceğiz, bedenimizden geriye
hiçbir eser kalmayacak. Bu durumda senin rabbin yok olan bedenimizi
mi yeniden diriltecek?" İşte bu sözler karşısında Kıyamet
suresinin 3-4'üncü ayetleri gönderilmiştir. Ayet şöyle diyor:
"(3) İnsan zanneder mi
ki ölümünden sonra biz kemiklerini toplayıp onu diriltmeyeceğiz?
(4) Evet, toplarız; hem de parmak uçlarına varıncaya kadar
eski halinde düzenleriz."
1400 yıl sonrasının bilimine ışık tutan
bu ayet, şu soruyu akla getiriyor: Neden burnumuz, kulaklarımız,
gözümüz değil de parmak uçlarımız? Çünkü her insanın parmak
ucu yani parmak izi değişiktir. Hatta insanlar tarafından
ayırt edilemeyecek derecede birbirinin aynısı olan tek yumurta
ikizlerinde bile parmak izleri farklıdır. Bunu bir tür barkot
sistemi olarak da tanımlayabiliriz. İlk insan Adem'den günümüze
kadar gelip geçen bütün insanların parmak uçları birbirinden
farklıdır. Allah, bu ayetle "parmak uçlarını ayrı ayrı
desenlerde yarattım, bilin ki benim gücüm onların en ince
ayrıntısını dahi yaratmaya kadirdir" diyor. Bu ayetin
indirildiği tarihte parmak izinin varlığı bilinmiyordu. 7'nci
yüzyılda Kuran tarafından bildirilen parmak izi mucizesi bilim
adamları tarafından ancak bu tarihten 12 asır sonra farkedilebildi.
Parmaklarımıza dikkatlice baktığımızda
parmak izlerinin, birçok hattın farklı biçimlerde biraraya
gelmesiyle oluştuğunu görürüz. Bir insanın parmak izi, doğumdan
ölüme, yaşamının tüm evrelerinde aynı özellikleri taşır. Parmak
izlerinin bu değişmez ve herkes için farklı olan özellikleri,
onları kimlik saptama konusunda en önemli materyal haline
getiriyor. Parmak izinin bilimsel olarak ilk keşfine ve kullanılmasına
19'uncu yüzyılın başlarında rastlıyoruz. 1880 yılında İskoçyalı
bir doktor olan Henry Faulds, "Nature" dergisinde
yayımlanan makalesinde, parmak izlerinin hayat boyu değişmediğini,
bu nedenle de, suçluların cam şişeler üstünde bıraktıkları
parmak izleri kullanılarak yakalanabileceğini açıklıyor. Bu
tez üzerine, İngiliz bilim adamı Sir Francis Galton ilk ciddi
araştırmayı gerçekleştiriyor; parmak izlerinin kalıtsal yolla
taşınmadığını, tek yumurta ikizlerinde bile farklı olduğunu
ortaya koyuyordu.
Parmak izleri kullanılarak ilk defa
bir cinayetin aydınlatılması ise 1884 yılında İngiltere'de
gerçekleşiyor. El ya da ayakların çizgiler taşıyan herhangi
bir bölümü de kimlik tespit etmeye imkan veriyor. Ancak, alınması
daha az zaman ve çaba gerektirdiği, ayrıca dosyalamada gruplara
ayırma kolaylığı sağladığı için parmak izi tercih ediliyor.
Günümüzde ise, genetik biliminin gelişmesi,
koyunun genetik olarak kopyalanması, sıranın insan klonlamaya
gelmesi, kopya insanın parmak izinin de aynı mı olacağı, sorusunu
akla getiriyor. Bilim Teknik Dergisi'nde Nisan 1997 yılında
Özgür Kurtuluş tarafından hazırlanan bir makaleye göre, kopyalamada
olası yanılgıların en sık rastlananı, kolonlanmış bir canlının
fizyolojik özellikleri bir yana, kişilik özellikleri bakımından
özdeşi olacağı düşüncesi.
Kazanılmış özelliklerin kalıtsal yolla
taşınabileceği yanılgısı Zoolojinin felsefesi adlı yapıtı
bulunan Fransız zoolog Jean Baptiste Lamarck'a dayanıyor.
Lamarck'ın görüşlerinin takipçileri, insanların gözlemlenebilir
kişilik özelliklerinin önemli ölçüde kalıtsal nitelik taşıdığını
ileri sürerek, çevresel koşulların gelişim üzerindeki etkilerini
neredeyse tamamen yok sayıyorlardı. Oysa genetik, evrim, psikoloji
gibi alanların ortaya koyduğu çağdaş ölçütler, kazanılmış
karakterlerin kalıtsal nitelik gösteremeyeceğini ortaya koyarak,
kişilik oluşumunda çevresel etmenlerin güçlü bir paya sahip
olduğunu kanıtlıyor.
Bu bağlamda, koyun zaten koyuna benzer,
esprisinin aslında ciddi bilimsel doğrulara işaret ettiğinin
altını çizmek gerekiyor. Gözlenebilir kişilik özellikleri
oldukça kısıtlı olan koyunların birbirine benzemeleri kaçınılmazdır.
Çok daha karmaşık bir organizma olan insanoğlu, sayısız gözlemlenebilir
kişilik özelliği sayesinde, eğer kolonlanabilirse genetik
ikizinden kolayca ayırt edilebilir.
Tüm bunların ötesinde, klonlanmış bir
insanın sadece kişilik bakımından değil, fizyolojik ve bedensel
özellikleri bakımından da genetik ikizinden farklı olacağı
rahatlıkla iddia edilebilir. Yaygın bir yanılgıyı da, bir
bebeğin biçimsel özelliklerinin ana rahminde geçirdiği gelişim
süreci içerisinde tümüyle DNA'sı tarafından belirlendiği görüşü
oluşturuyor. DNA molekülü, insan geometresine dair tüm bilgilerin
en sadeleşmiş biçimiyle bile bütünüyle kapsamayacak kadar
küçüktür. Çoğu biçimsel özellik, akışkan dinamiği, organik
kimya gibi alanlardaki temel evrensel yasaların kontrolünde
meydana geliyor. Bu süreçte de her zaman için rastlantı ve
farklılaşmalara yeterince yer var. Bir genetik ikiz, teoride,
en fazla eş yumurta ikizlerinin birbirlerine benzedikleri
kadar klonlandığı canlıya benzeyebilir. Uygulama da ise, aynı
rahimde, aynı anda gelişmediği aynı fiziksel ve kültürel ortamda
doğup büyümediği için benzerlik derecesi çok daha düşük olacaktır.
Dolayısıyla bırakın parmak izini, fiziksel özellikler bile
farklı olacaktır.
Bilim adamlarının parmak izlerinin şekilleri
konusunda yaptıkları araştırmalara göre, parmak izleri Ark
tipi izler, Tak tipi izler, Sola yatık izler, Sağa yatık izler
ve Dairesel izler olarak beş ana gruba; bir de bu gruplara
uymayanlar için Karışık izler grubuna ayrılıyor. Bilim adamlarına
göre, ellerimizdeki bütün parmak izlerini dikkatlice karşılaştırırsak,
ana yapı olarak birbirine benzeseler de karakteristik noktalar
dikkate alındığında aslında çok farklı oldukları görülür.
Bu farklılıklar öyle ayırt edicidir ki, yeryüzündeki iki farklı
insanın aynı parmak izine sahip olma olasılığı 64 milyarda
1'dir. Bilim adamlarının parmak izleri üzerine başka bir tespiti
ise kadınlarla erkekler arasındaki karakteristik farklılıklar.
Cambridge Üniversitesi Kriminoloji Enstitüsü'nün yaptığı araştırmalara
göre, kadınların sağ el başparmağında erkeklere göre daha
az çizgi oluşuyor.
|