|
Kuran, Arap diliyle gelmiş ilahi vahiyler
topluluğudur. İlk kelimesi "oku" anlamına gelen
"ikra"dır. Mekke'de inmeye başlamıştır. Bu inişin
Ramazan ayında olduğu Bakara suresi 185. ayette, Kadir gecesine
rastladığı ise Kadir suresinde bildiriliyor. (Yaşar Nuri Öztürk'e
göre günü pazartesidir.)
Niçin Arapça
indi?
Kuran'ın niçin Arapça indiği, yine Kuran'da
açıkça belirtiliyor:
İbrahim suresi 4. ayet: "Biz
her peygamberi, kendi milletinin lisanı ile gönderdik, ta
ki onlara hakikatleri iyice açıklasın..."
Fussilet suresi 44. ayet: "Eğer
biz Kuran'ı yabancı bir dille gönderseydik derlerdi ki: 'Neden,
onun ayetleri açıkça beyan edilmedi. Dil yabancı, muhatap
arap! Olur mu böyle şey?"
Şura suresi 7. ayet: "Böylece
sana arapça bir Kuran vahy ettik ki sen anakent olan Mekke
ile bütün etrafını uyarıp irşad edesin ve gerçekleşeceğinde
hiç şüphe olmayan mahşer günündeki büyük buluşmayı haber veresin."
Vahyin başlangıcında Hz. Muhammed 40
yaşındaydı ve miladi olarak tarihi 610'dur. İlk vahiy Mekke
yakınlarındaki Nur dağındaki Hira adlı bir mağarada gelmiştir.
Hz. Muhammed'in peygamberlik görevini alışından ölümüne (632)
kadar geçen süre içinde yaklaşık 23 yıl (net olarak 22 yıl
2 ay 22 günde)'da inmiştir. Bunun ilk 13 yıllık suresi Mekke'de,
diğer kısmı Medine'de geçmiştir.
Ayetlerin
toplanması
Vahiyler Hz. Peygamber'in mucize hafızasında
korunuyordu. Bu, A'la suresi 6 ayette de belirtiliyor:
"Ey Peygamberim! Sana okutacağız da sen unutmayacaksın."
Gelen vahiyler sahabilere tebliğ ediliyor;
bu tebliğ üzerine ayetler, önce Vahiy Katipleri adı verilen
sahabilerce yazılıyordu. Yassı taş parçalarından papirus,
deri, bez, yassı kemikler, hurmal dalı gibi her türlü yazı
yazılabilecek malzeme kullanılıyordu. Araplar'ın "sahife"
dedikleri bu malzemeler kağıttan daha dayanıklıydı. Vahiy
katipleri, aralarında Hz. Peygamber'in ölümünden sonra halife
seçilen Ali, Ebubekir, Osman, Ömer'in de bulunduğu 42 kişiden
oluşuyordu.
Hz. Muhammed'in melek Cebrail aracılığıyla
aldığı vahiylerin toplamı olan Kuran, semavi dinlerin de bir
özetidir. Kuran, önceki peygamberlere gelen vahiylerin insanlar
tarafından zamanla bozulduğunu söyleyerek sık sık düzeltmeler
yapar. Ve kendisini, önceki peygamberlere gelen esas vahiylerin
de bir kaynağı olarak gösterir.
Kuran daha ilk ayetlerinden birinde
(Bakara suresi 2. ayet) kendisini, "içinde kuşku ve çelişmenin
yer almadığı kitap" olarak ifade eder. "Kitap"
deyimi Kuran'da 250'den fazla yerde geçer. Kuran, "kitap"
tabiriyle ayrıca Zebur, Tevrat, İncil gibi diğer peygamberlere
gelen vahiylerin bir kısmını da anar. Şifa, Hidayet, Rahmet,
Hikmet, Hak, Furkan sözcüklari de Kuran'ın diğer adlarıdır.
Kuran adı ise 70 kez geçer. Kuran kelime anlamı olarak, bazı
bilimadamlarına göre, "kutsal yazıları okuma, ders";
bazı bilimadamlarına göre de "toplamak, biraraya getirmek,
okumak" anlamına gelmektedir.
Kuran bir ayetler topluluğudur. Ayet,
Yaradan'la yaratılan arası ilişkide, anlamı olan her şey demektir.
Birkaç cümleden oluşan ayetler bulunduğu gibi, bir cümleden
oluşan ayetler hatta bir harften oluşan ayetler de var. Örneğin,
Kuran'ın en uzun ayeti olan Bakara suresinin 282. ayeti, tam
bir sayfa olup 30'a yakın cümleden oluşuyor. Bunun yanında,
Yasin suresinin ilk ayeti iki harften meydana geliyor.
Kalem'e yemin eden Kitap!
İlahi mesajlar, bir ayet olarak geldiği
gibi, birçok ayetten oluşan bir küme halinde de gelmiştir.
Örneğin Hz. Peygamber'e ilk gelen vahiy 5 ayetten oluşuyor.
Alak suresinin ilk beş ayeti şöyle: "Yaratan Rabbinin
adıyla oku. İnsanı bir kan pıhtısından yaratmıştır O. Oku...
Senin Rabbin sonsuz derecede cömerttir. Öğrettiğini kalemle
öğretmiştir O. İnsana bilmediğini öğretmiştir O."
İkinci olarak inen ayetler ise Kalem
suresinin ilk ayetleridir. "Nun. Kalem'e ve onun satır
satır yazdıklarına and olsun..." Görüldüğü gibi, Kuran,
mesajlarını okumak, kalem, yazmak, öğretmek ve öğrenmek kavramları
üzerine kurmuştur. Son inen ayet ise Maide suresinin 3. ayetidir:
"Bugün sizin için dininizi en mükemmel biçimde tamamladım;
üzerinizdeki nimetimi bütünleştirdim ve size din olarak İslam'ı
seçtim."
Kuran'da bulunan ayet, kelime ve harf
sayısında, Kuran'ın yazılış biçimlerine ve ayetlerin başlama
ve sona ermesi hakkındaki İslam araştırmacılarının kabullerine
göre, değişik görüşler var. Genel kabul, Kuran'ın 6666 ayet
olduğu şeklinde.
Kuran'da 114 sure bulunuyor. Sure, ayetlerden
oluşan belirli bölümlerin adıdır. Resmi sıralamaya göre, bunların
ilki Fatiha, sonuncusu Nas suresidir. İniş sırasına göre ise,
ilk sure Alak, son sure Nasr suresidir. Surelerin bir kısmı
sayfalar uzunluğunda bir kısmı ise sadece 1 satırdır. Ama
hiçbir sure, tek ayet değildir. En kısa sureler olan Kevser
ve İhlas sureleri birer satır olup, birincisi üç, ikincisi
dört ayettir. Buna karşılık, en uzun sure olan Bakara, 286
ayet ve 48 sayfadır. 9. sure olan Tevbe suresi hariç tüm sureler
besmele ile başlar. Besmele Kuran'ın ilk cümlesidir. Surelerin
adları Kuran'ın metninden değildir. Hz. Peygamber tarafından
konmuştur.
İndiriliş
Amacı
Kuran-ı Kerim, hikmet, felsefe, sanat
ve deneysel bilimlere yer vermesi nedeniyle klasik anlamda
bir din kitabı değildir. Kuran, kainatta boşluk, anlamsızlık
ve raslantı kabul etmez. Kuran'ın temel konusu tevhit (birlik)tir.
Bu, Yaratıcı Kudret'in birliğidir. Kuran bu kudrete, "Allah"
demektedir. Tek Allah inancının (tevhid) adeta yeryüzünden
silindiği bir dönemde inerek, insanlığı karanlıktan nura çıkarmak
istemiştir.
Kuran'ın en büyük mucizesi üslubunda
yatar. Kronolojik ve sistematik bir kitap değildir. Hayatın
yeni gerekliliklerini ve şartlarını birer neden olarak göstererek,
insanlığa vermek istediklerini parçalar halinde sunmuştur.
Kuran, Allah kelamı olduğu gibi, tertibi
de Allah'ın tertibidir. Vahyin Hz. Peygamber'e gelişine aracılık
eden Cebrail adlı melek yine Allah'tan aldığı emirle her ayetin
konması gereken yeri Hz. Peygamber'e gösteriyordu. Ayrıca
her yıl o ana kadar gelmiş bulunan Kuran vahiylerini karşılıklı
okuyarak, ayetlerin, olmaları gereken yerde bulunup bulunmadıklarını
kontrol ediyorlardı. Bu "mukabele", Hz. Peygamber'in
öldüğü yılda, 2 defa yapılmış; Hz. Peygamber buna bakarak
vahyin bitmek üzere olduğunu ve ölümünün yaklaştığını anlamıştır.
Hz. Muhammed'in peygamberlik hayatının
bir kısmı Mekke'de bir kısmı da Medine'de geçmiştir. Mekke'de
geçen süre boyunca inen ayetlere ve bunların oluşturdukları
surelere Mekki, diğerlerine Medeni denir. Mekki vahiyler,
genellikle Kuran'ın mesajının Allah, insan, hayat, kainat,
ölüm ve ölümötesi gibi en evrensel kavramlarına ağırlık verir.
İslam'ın daha çok metafizik yapısının işlendiği Mekki sureler,
kısadır. Hitaplar hemen tamamen "ey insan" veya
"ey insanoğlu" şeklindedir.
Medeni vahiyler ise genellikle toplumun
günlük hayatla ilgili ihtiyaçlarını dikkate alır. İslam toplumunun
hukuksal yapısının verildiği bu ayetlerde hitaplar genellikle
"ey inananlar" şeklindedir.
Sadece Araplara mı gönderildi?
Bu hitaplar, aynı zamanda, Kuran'ın
sadece Araplara değil, bütün insanlığa gönderildiğini ifade
eder. (Kalem suresi 52. ayet: "Oysa O, bütün alemlere
gönderilmiş bir uyarıdan başka bir şey değildir.") Kuran
araştırmacılarına göre, ayetlerde geçen "alemler için"
ifadesinin kullanılması, Kuran'ın bizi bile aştığını ve bizim
ötemizdeki alemlere, yıldızlara, gezegenlere yöneldiğini de
gösterir.
Mekke'de, Hicret'ten önce inen surelerin
sayısı 83, Medine'de Hicret'ten sonra inen surelerin sayısı
ise 29 kabul edilir. 29. sure olan Ankebut ile 83. sure olan
Mutaffifin surelerinin Mekke veya Medine'de inişi hakkında
İslam bilginleri tereddüte düşmüştür.
Kuran'ı ilk toplayan ve bugünkü şekle
getiren, Hz. Peygamber'dir. Halife Ebubekir, daha önce yazılmış
bulunan Kuran sayfalarının biraraya getirilmesini sağlamıştır.
Üçüncü halife Osman zamanında çoğaltılmıştır. Kuran biraraya
getirilirken sureler, bazı sahabiler tarafından iniş sıralarına
göre düzenlenmiş; buna göre, önce Mekke'de inen sureler, sonra
da Medine'de inenler yer almıştır. Ancak, bugün elimizde olan
tertip, resmileşmiştir.
Kuran okumanın tek bir şartı vardır
ve bu Nahl suresi 98. ayette belirtilmiştir. Bu şart, okumaya
başlarken şeytandan Allah'a sığınmak, bir başka deyimle "euzu"
çekmektir. "İmdi, Kuran okuyacağın zaman, o kovulmuş
şeytandan Allah'a sığın."
Nasıl yorumlanmalı?
Kuran, ilk yazılı ve onaylı metin haline
getirildiği 656 yılından bu yana, yani 14 yüzyıldan beri,
kuşaktan kuşağa süregelen, Allah tarafından korunan tek ilahi
kitaptır. Günümüze kadar birçok kutsal kitabın değiştiği,
onlara eklemeler yapıldığı, yokedildiği iddiaları yer alırken;
Kuran'ın değişmeden korunduğu ve bütünlüğü hakkında, inanan
ve inanmayanlar arasında, en ufak bir kuşku ya da iddia ortaya
atılmamıştır.
Kuran'ın nasıl yorumlanacağı yine Kuran'da
açıkça belirtilmiştir. Al-i İmran suresi 7. ayet: "Bu
muazzam Kitabı sana indiren O'dur. Onun ayetlerinin bir kısmı
muhkem olup (anlamı açık seçik anlaşılanve kararsızlığa yol
açmayan) bunlar Kitabın esasıdır. Ayetlerin bir kısmı ise
müteşabihtir (yoruma açık ve örnek olarak bildirilen). Kalblerinde
eğrilik olanlar sırf fitne çıkarmak, insanları saptırmak ve
kendi arzularına göre yorumlamak için müteşabih kısmına tutunup
onlarla uğraşıp dururlar. Halbuki onların hakikatini, gerçek
yorumunu Allah'tan başkası bilemez. İlimde ileri gidenler:
'Biz ona olduğu gibi inandık. Hepsi de Rabbimizin katından
gelmiştir' derler. Bunları ancak tam akıl sahipleri düşünüp
anlar ve şöyle yalvarırlar."
Türkiye'de ilk Türkçe Kuran-ı
Kerim, 1924 yılında yayınlanmıştır.
|