|
İster Doğu, ister Batı dinleri olsun
hemen hemen tüm dinlerde mezhep hep varolmuş. Vahiy alan peygamberler,
dinin hükümlerini, bulundukları topluma açıkça bildirdikleri
halde, onlar öldükten sonra insanlar anlaşmazlığa düşmüşler.
Dinlerini kitaplara bölüp, kendi anlayışlarına göre yorumlamışlar.
Örneğin İslamiyet'te, "ümmetin 73 fırkaya ayrılacağı
ve bunlardan yalnız birinin kurtulup diğerlerinin ateşte olacağı"
hadisine de dayanarak, her biri, "kurtuluş"un kendisinde
olduğunu söyleyen birçok mezhep doğmuş.
İslam tarihçileri,
genellikle farklı fıkıh sistemlerini "mezhep", siyasete
ve inanca aitleri de "fırka" olarak adlandırıyorlar.
Fıkıh, İslam'da bütün hukuk, ahlak ve siyaseti içine almak
üzere çok geniş sahayı kapsıyor. Bu da, mezheplerin toplum
yaşamında ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.
İslam toplumunda siyasal nedenlerle
ortaya çıkan ilk iki mezhep ya da fırka, Şia ile Hariciye
mezhepleridir. Bunları Cebriye, Mutezile ve Mürcie takip eder.
Bu akımlar karşısında, Ehl-i Sünnet (Hz. Muhammed'e inanan)'in
inanç ve uygulamalarını içeren Selefiye, Eş'ariye ve Maturidiye
adıyla üç inanç mezhebi gelişir. Ehl-i Sünnet içindeki fıkhi
yani bilimsel amaçlarla Kuran'a uygun olarak kurulan mezhepler
ise Hanefilik, Malikilik, Şafiilik ve Hanbelilik adını taşır.
Bu mezhepler müslümanlığın esas hükümlerinde birleşiyor; ayrıldıkları
noktalar ise ibadetin şekli ile ilgili bazı hükümler.
İslamiyet'te Hz. Muhammed zamanında
mezhep yoktu. Bunun en önemli nedeni, henüz yeni müslüman
olanların Kuran'ın ayetlerine olduğu gibi inanmaları ve Peygamber
hayatta olduğu için takıldıkları konuları doğrudan ondan öğrenme
imkanlarının olmasıydı. Ancak Hz. Peygamber ölünce anlaşmazlıklar
ortaya çıktı. İlk anlaşmazlık dini değil, siyasiydi. Hz. Peygamber'den
sonra ümmete kimin hükmedeceği ve bu kişinin kimin tarafından
seçileceği sorun oldu. Tartışmalar sonunda Hz. Ebubekir halifelik
makamına getirildi. Ancak Hz. Ali, kendisi olmak istediği
için Hz. Fatıma'nın (Hz. Muhammed'in dört kızından sonuncusu)
ölümüne kadar Ebubekir'in halifeliğini kabul etmedi. Hz. Ali'ye
taraftarlık edenlere Şia, uyana da Şii denilir.
Müslümanlar arasında birlik üçüncü halife
Hz. Osman'ın altıncı senesine kadar devam etti. Ancak Hz.
Osman'ın, akrabaları olan Emevilerin devlet işlerinde önemli
görevlere getirmesi ile yine anlaşmazlığa düşüldü ve Hz. Osman
öldürüldü. Daha sonra Hz. Ali hakkında anlaşmazlıklar çıktı.
Mezheplerin
doğuş nedenleri
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
öğretim üyeleri Prof. Dr. Neşet Çağatay ile Prof. Dr. İbrahim
Agah Çubukçu'nun imzasını taşıyan "İslam Mezhepleri Tarihi"
adlı kitapta mezheplerin doğuş nedenleri şöyle sıralanıyor:
1. Siyaset: Ülkeyi yönetenlerin
dini tutumunu çürütmek için yeni bir görüş etrafında birleşen
topluluklar olmuştur. İktidar hırsı, bu yeni görüş sahiplerini
dini kullanmaya itmiştir. Yönetimden memnun kalmayanlar da
yeni görüşü tutmuşlar ve böylece gelişen her görüş, zamanla
mezhep niteliği kazanmıştır.
2. İslam devletinin sınırlarının
genişlemesi: Devletin sınırları genişledikçe yabancı kültür
ve dinlerle karşı karşıya gelinmiştir. Dinlerini bırakarak
İslamlaşan topluluklar eski kültür ve törenlerinin etkisinden
kolay kolay kurtulamamışlardır. Bu da bazı toplulukları diğer
bir mezhep etrafında toplanmaya itmiştir.
3. Çıkar: Bazı kimselerin çıkar
sağlamak amacıyla hadisler uydurdukları ve mezhepler kurdukları
tarihi gerçekler arasındadır.
4. Bilgisizlik: Ortaçağda, kendine
güvenen herkesin din hakkında fikir yürüttüğü devirler olmuştur.
Bölgesel ve toplumsal şartlara göre, yanlış yorumlarda bulunan
bazı önderlerin görüşleri tutmuştur. Bilgisiz olan halk da
onların görüşlerini gerçek İslam zannı ile kabullenmişlerdir.
Ehli- Sünnet
mezheplerinin doğuşu
Hz. Peygamber'in yolundan gidenler ve
o yoldan hiç sapmayanlar anlamına gelen Ehl-i Sünnet'de, fıkhi
ve itikadi olmak üzere iki farklı mezhep doğdu. "Dinde
mezhep, herhangi bir İslam aliminin dini izah ve görüşlerinin
toplamıdır" diyen Prof. Dr. Süleyman Ateş "Yeni
İslam İlmihali"nde fıkhi mezheplerin doğuşunu şöyle
anlatıyor:
"Hz. Peygamber'in vefatından sonra
arkadaşları (sahabeler) savaşlar ve başka nedenlerle çeşitli
İslam ülkelerine gittiler ve bu ülkelerde farklı örf ve adetlere
sahip halklarla karşılaştılar. Bu şehirlerde hem hakim, hem
vali hem de öğretmen konumundaydılar. Birbirlerinden çok farklı
törelere sahip insanlar içinde yaşamalarının yanısıra bilgi,
zeka ve kavrayış bakımından da aralarında fark olduğu için
karşılaştıkları yeni meseleler karşısındaki yorumları da doğal
olarak farklılık gösteriyordu. İşte, bunların çevresinde toplanan
öğrencileri daha sonra içtihat yapmaya (Kuran ve hadislere
anlam vermeye), kapalı olan meseleleri çözmeye çalıştılar.
Böylece fıkhi mezhepler doğmaya başladı."
Prof. Dr. Süleyman Ateş, bugün mezhep
kurucuları diye bilinen alimlerin mezhep kurmak için ortaya
çıkmadıklarını sadece anlaşılamayan ya da kendilerine sorulan
meseleleri izah etmeye çalıştıklarını belirtiyor. Çünkü Prof.
Dr. Ateş'e göre, müslüman olan her kişinin, dini konuları
doğrudan Kuran ve Sünnet'ten öğrenmesi mümkün değil. Bunu
ancak bilginler yapabilir. İşte halk da bu nedenle onların
görüşlerini benimsedi. Bir alimin açıklamaları geniş halk
kitleleri tarafından benimsenince de kendiliğinden o alimin
adına bağlanan bir fıkıh mezhebi ortaya çıktı. Bugün Sünni
müslümanlar arasında sadece Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli
olmak üzere dört mezhep kalmıştır. Bir de Şii müslümanların
tabi olduğu Caferi mezhebi vardır. Prof. Dr. Süleyman Ateş,
itikadi mezhepler hakkında da şu bilgileri veriyor:
"İslamiyet'in bildirdiği esaslara
nasıl inanmak gerektiğini açıklayan görüş sistemlerine itikat
mezhepleri denir. İtikat konusunda Ehl-i Sünnet mezhebi ve
Ehl-i Bid'at mezhebi olmak üzere iki mezhep vardır. Ehl-i
Sünnet, Hz. Peygamber'in yolundan gidenler ve o yoldan hiç
sapmayanlar demektir. Ehl-i Bid'at ise, Hz. Peygamber'in öğrettiği
hükümleri, Kuran'ın emirlerini kendi arzuları çizgisinde yorumlayan,
sünnet yolundan sapan kimselerdir. Ehl-i Sünnet'in dayanağı
"Kitap" ve "Sünnet"tir ve Selefiyye, Matüridiyye
ve Eşariyye olmak üzere üç kola ayrılır."
Mezhepsiz
din olur mu?
Mezheplerin ortaya çıktığı ortamlar
hakkında bilgi verdikten sonra şimdi de mezhepsiz din olur
mu? sorusuna cevap arayalım. İstanbul Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, mezhepsiz ve
tarikatsiz din olamayacağı görüşünde. "Kuran'daki
İslam" adlı kitabında Prof. Dr. Öztürk şöyle diyor:
"Din, temel vahiyleri bakımından
global ve geneldir. Oysa ki insanlık renk, ırk, bölge ve zaman
perspektiflerine göre binlerce eğilim, meşrep ve zevk ortaya
koyar. Dinin vahye dayalı çatısına dokunmamak şartıyla bu
eğilim ve meşreplere cevap vermek hayatın icaplarındandır.
Aksi halde dini, insan hayatına maletmek mümkün olmaz. Bilim
ve düşüncenin gelişmesi, dinin değişen hayat şartlarına ve
yeni tekamül boyutlarına cevap vermesi bu sayede mümkün olur."
Öztürk'e göre mezhep; bilim ve düşüncenin
ekolleşmesi demek. Sayıları çoğaldıkça dinde zenginlik artar.
Ancak bu noktada Öztürk, mezheplerden herhangi birinin din
kitabı gibi kabul edilmesine karşı çıkıyor. Suçlu olarak da,
mezhep imamlarını değil, "onların dine getirdikleri yorumu
dinin bizzat kendisi gibi empoze eden bedavacı, tembel taklitçileri"
görüyor. Hatta onları, bugünkü bölünmüşlüğün nedeni olarak
görüyor ve Kuran'dan şu ayeti örnek gösteriyor:
"Rum suresi 30-32. ayetleri: ''
Allah'a ortak koşanlardan olmayın. Onlar ki, dinlerini parça
parça edip fırkalara böldüler; hizipler haline geldiler. Her
hizip kendi kabulleriyle avunup sevinmektedir!'' Bu ayetler
İslam ümmetinin başına gelenleri mucize biçimde anlatmaktadır.
Fırka, mezhep, tarikat, parti vb. ayrımlarıyla yüzlerce parçaya
bölünen şirke, tevhit dinini şirkete dönüştürmüştür. Asırlardır
belini doğrultamamasının gerçek sebebi de budur. Açıktır ki,
bu beladan kurtulmanın tek yolu, dini, Allah'ın kitabına teslim
etmek ve Kuran dışı hüküm kaynaklarını ortadan kaldırmaktır.
Bizim yakındığımız ve tarih içinde felaketlere sebep olan
ise, belli bir devirde, belli şartlara ve çevrelere cevap
vermek üzere ortaya konmuş yorumların değişmez ve zamanüstü
kabul edilmesidir. Bu yorumları değişmez ve her devre cevap
verir kabul etmek ve bu anlayışı bir tür iman şartı gibi kitlenin
önüne çıkarmak insanlığa zulüm, peygamberlere ve Allah'ın
dinine ihanettir. Bu kabul geçerli sayılırsa dinin zamanüstülüğü
ve evrenselliği ortadan kalkar ve evrensel din belli bir devrin,
belli bir bölgenin dini haline gelir."
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, ayrıca
mezheplerin sayılarının ve mezhep faaliyetlerinin dondurulamayacağını
da söylüyor. Çünkü onları ilim ve fikir faaliyeti olarak kabul
ediyor. Öztürk'ün açıklaması şöyle:
"Bugün kitlelere,dört hak mezhep
var, başkası olamaz, şeklinde sunulan kabul, İslam ümmetine
yapılacak kötülüklerin en büyüğüdür. Bu kabulü, Allah'ın emri
gibi yaşatanlar bilmiyorlar mı ki, Hicret'in daha ilk yüzyılında
80'i aşkın mezhep vardı. Yani, vahiyleri yorumlayan zengin
bir bilim ve düşünce faaliyeti sözkonusuydu. Dört hak mezhepten
biri olan Hanefiliği haklı överken, İmam-ı Azam'ın hocası
olan Cafer es-Sadık'ın yorumlarına uyan bir insanı 'sen beşinci
mezhep kabul ediyorsun' diye sapık mı ilan edeceğiz. İşin
gerçeği şudur; ne mezhep sayısı dondurulabilir, ne de tarikat
sayısı. Tam aksine, insanın tekamül boyutları yükselip bilim
ve düşünce faaliyeti yoğunlaştıkça, yorum ekollerinin sayısı
artar, o ölçüde yeni yorumlar insan hayatına girer."
Diğer dinlerde hangi mezhepler var?
Hem tarihe hem de günümüzde baktığımızda
Hıristiyanlıkta da çeşitli mezhepler olduğunu görüyoruz. Bunlar
arasında en bilinenleri Katoliklik, Protestanlık, Ortodoksluk,
Luthercilik ve Calvincilik. Hıristiyan adı altında toplanan
bu grupların inanç ve ibadetleri farklı. Örneğin Protestanlar
sadece tanrıya ibadet ederken, diğer hıristiyanların büyük
çoğunluğu azizlere ve meleklere de yalvarıyor.
Yahudiliğe gelince; bu dinde de birçok
mezhep var. Ancak bunlardan en büyükleri Peruşim, Sadukim
ve İsiyim mezhepleridir.
Uzak Doğu dinlerinden Budacılık'ta ise
Theravada ve Mayahana adlarında mezhepler bulunuyor.
|