Ana Sayfa Bize Ulaşın
Din ve

Bilim

Felsefe

Psikoloji

Siyaset

Sosyoloji

 Tarih

 Tasavvuf

Polemik

İslamiyet

Hıristiyanlık

Musevilik

Peygamberler

Uzak Doğu    Dinleri

Mitoloji

Mezhepler

 

Mezhepsiz din olur mu?

İster Doğu, ister Batı dinleri olsun hemen hemen tüm dinlerde mezhep hep varolmuş. Vahiy alan peygamberler, dinin hükümlerini, bulundukları topluma açıkça bildirdikleri halde, onlar öldükten sonra insanlar anlaşmazlığa düşmüşler. Dinlerini kitaplara bölüp, kendi anlayışlarına göre yorumlamışlar. Örneğin İslamiyet'te, "ümmetin 73 fırkaya ayrılacağı ve bunlardan yalnız birinin kurtulup diğerlerinin ateşte olacağı" hadisine de dayanarak, her biri, "kurtuluş"un kendisinde olduğunu söyleyen birçok mezhep doğmuş.

İslam tarihçileri, genellikle farklı fıkıh sistemlerini "mezhep", siyasete ve inanca aitleri de "fırka" olarak adlandırıyorlar. Fıkıh, İslam'da bütün hukuk, ahlak ve siyaseti içine almak üzere çok geniş sahayı kapsıyor. Bu da, mezheplerin toplum yaşamında ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.

İslam toplumunda siyasal nedenlerle ortaya çıkan ilk iki mezhep ya da fırka, Şia ile Hariciye mezhepleridir. Bunları Cebriye, Mutezile ve Mürcie takip eder. Bu akımlar karşısında, Ehl-i Sünnet (Hz. Muhammed'e inanan)'in inanç ve uygulamalarını içeren Selefiye, Eş'ariye ve Maturidiye adıyla üç inanç mezhebi gelişir. Ehl-i Sünnet içindeki fıkhi yani bilimsel amaçlarla Kuran'a uygun olarak kurulan mezhepler ise Hanefilik, Malikilik, Şafiilik ve Hanbelilik adını taşır. Bu mezhepler müslümanlığın esas hükümlerinde birleşiyor; ayrıldıkları noktalar ise ibadetin şekli ile ilgili bazı hükümler.

İslamiyet'te Hz. Muhammed zamanında mezhep yoktu. Bunun en önemli nedeni, henüz yeni müslüman olanların Kuran'ın ayetlerine olduğu gibi inanmaları ve Peygamber hayatta olduğu için takıldıkları konuları doğrudan ondan öğrenme imkanlarının olmasıydı. Ancak Hz. Peygamber ölünce anlaşmazlıklar ortaya çıktı. İlk anlaşmazlık dini değil, siyasiydi. Hz. Peygamber'den sonra ümmete kimin hükmedeceği ve bu kişinin kimin tarafından seçileceği sorun oldu. Tartışmalar sonunda Hz. Ebubekir halifelik makamına getirildi. Ancak Hz. Ali, kendisi olmak istediği için Hz. Fatıma'nın (Hz. Muhammed'in dört kızından sonuncusu) ölümüne kadar Ebubekir'in halifeliğini kabul etmedi. Hz. Ali'ye taraftarlık edenlere Şia, uyana da Şii denilir.

Müslümanlar arasında birlik üçüncü halife Hz. Osman'ın altıncı senesine kadar devam etti. Ancak Hz. Osman'ın, akrabaları olan Emevilerin devlet işlerinde önemli görevlere getirmesi ile yine anlaşmazlığa düşüldü ve Hz. Osman öldürüldü. Daha sonra Hz. Ali hakkında anlaşmazlıklar çıktı.

Mezheplerin doğuş nedenleri

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Neşet Çağatay ile Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu'nun imzasını taşıyan "İslam Mezhepleri Tarihi" adlı kitapta mezheplerin doğuş nedenleri şöyle sıralanıyor:

1. Siyaset: Ülkeyi yönetenlerin dini tutumunu çürütmek için yeni bir görüş etrafında birleşen topluluklar olmuştur. İktidar hırsı, bu yeni görüş sahiplerini dini kullanmaya itmiştir. Yönetimden memnun kalmayanlar da yeni görüşü tutmuşlar ve böylece gelişen her görüş, zamanla mezhep niteliği kazanmıştır.

2. İslam devletinin sınırlarının genişlemesi: Devletin sınırları genişledikçe yabancı kültür ve dinlerle karşı karşıya gelinmiştir. Dinlerini bırakarak İslamlaşan topluluklar eski kültür ve törenlerinin etkisinden kolay kolay kurtulamamışlardır. Bu da bazı toplulukları diğer bir mezhep etrafında toplanmaya itmiştir.

3. Çıkar: Bazı kimselerin çıkar sağlamak amacıyla hadisler uydurdukları ve mezhepler kurdukları tarihi gerçekler arasındadır.

4. Bilgisizlik: Ortaçağda, kendine güvenen herkesin din hakkında fikir yürüttüğü devirler olmuştur. Bölgesel ve toplumsal şartlara göre, yanlış yorumlarda bulunan bazı önderlerin görüşleri tutmuştur. Bilgisiz olan halk da onların görüşlerini gerçek İslam zannı ile kabullenmişlerdir.

Ehli- Sünnet mezheplerinin doğuşu

Hz. Peygamber'in yolundan gidenler ve o yoldan hiç sapmayanlar anlamına gelen Ehl-i Sünnet'de, fıkhi ve itikadi olmak üzere iki farklı mezhep doğdu. "Dinde mezhep, herhangi bir İslam aliminin dini izah ve görüşlerinin toplamıdır" diyen Prof. Dr. Süleyman Ateş "Yeni İslam İlmihali"nde fıkhi mezheplerin doğuşunu şöyle anlatıyor:

"Hz. Peygamber'in vefatından sonra arkadaşları (sahabeler) savaşlar ve başka nedenlerle çeşitli İslam ülkelerine gittiler ve bu ülkelerde farklı örf ve adetlere sahip halklarla karşılaştılar. Bu şehirlerde hem hakim, hem vali hem de öğretmen konumundaydılar. Birbirlerinden çok farklı törelere sahip insanlar içinde yaşamalarının yanısıra bilgi, zeka ve kavrayış bakımından da aralarında fark olduğu için karşılaştıkları yeni meseleler karşısındaki yorumları da doğal olarak farklılık gösteriyordu. İşte, bunların çevresinde toplanan öğrencileri daha sonra içtihat yapmaya (Kuran ve hadislere anlam vermeye), kapalı olan meseleleri çözmeye çalıştılar. Böylece fıkhi mezhepler doğmaya başladı."

Prof. Dr. Süleyman Ateş, bugün mezhep kurucuları diye bilinen alimlerin mezhep kurmak için ortaya çıkmadıklarını sadece anlaşılamayan ya da kendilerine sorulan meseleleri izah etmeye çalıştıklarını belirtiyor. Çünkü Prof. Dr. Ateş'e göre, müslüman olan her kişinin, dini konuları doğrudan Kuran ve Sünnet'ten öğrenmesi mümkün değil. Bunu ancak bilginler yapabilir. İşte halk da bu nedenle onların görüşlerini benimsedi. Bir alimin açıklamaları geniş halk kitleleri tarafından benimsenince de kendiliğinden o alimin adına bağlanan bir fıkıh mezhebi ortaya çıktı. Bugün Sünni müslümanlar arasında sadece Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli olmak üzere dört mezhep kalmıştır. Bir de Şii müslümanların tabi olduğu Caferi mezhebi vardır. Prof. Dr. Süleyman Ateş, itikadi mezhepler hakkında da şu bilgileri veriyor:

"İslamiyet'in bildirdiği esaslara nasıl inanmak gerektiğini açıklayan görüş sistemlerine itikat mezhepleri denir. İtikat konusunda Ehl-i Sünnet mezhebi ve Ehl-i Bid'at mezhebi olmak üzere iki mezhep vardır. Ehl-i Sünnet, Hz. Peygamber'in yolundan gidenler ve o yoldan hiç sapmayanlar demektir. Ehl-i Bid'at ise, Hz. Peygamber'in öğrettiği hükümleri, Kuran'ın emirlerini kendi arzuları çizgisinde yorumlayan, sünnet yolundan sapan kimselerdir. Ehl-i Sünnet'in dayanağı "Kitap" ve "Sünnet"tir ve Selefiyye, Matüridiyye ve Eşariyye olmak üzere üç kola ayrılır."

Mezhepsiz din olur mu?

Mezheplerin ortaya çıktığı ortamlar hakkında bilgi verdikten sonra şimdi de mezhepsiz din olur mu? sorusuna cevap arayalım. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, mezhepsiz ve tarikatsiz din olamayacağı görüşünde. "Kuran'daki İslam" adlı kitabında Prof. Dr. Öztürk şöyle diyor:

"Din, temel vahiyleri bakımından global ve geneldir. Oysa ki insanlık renk, ırk, bölge ve zaman perspektiflerine göre binlerce eğilim, meşrep ve zevk ortaya koyar. Dinin vahye dayalı çatısına dokunmamak şartıyla bu eğilim ve meşreplere cevap vermek hayatın icaplarındandır. Aksi halde dini, insan hayatına maletmek mümkün olmaz. Bilim ve düşüncenin gelişmesi, dinin değişen hayat şartlarına ve yeni tekamül boyutlarına cevap vermesi bu sayede mümkün olur."

Öztürk'e göre mezhep; bilim ve düşüncenin ekolleşmesi demek. Sayıları çoğaldıkça dinde zenginlik artar. Ancak bu noktada Öztürk, mezheplerden herhangi birinin din kitabı gibi kabul edilmesine karşı çıkıyor. Suçlu olarak da, mezhep imamlarını değil, "onların dine getirdikleri yorumu dinin bizzat kendisi gibi empoze eden bedavacı, tembel taklitçileri" görüyor. Hatta onları, bugünkü bölünmüşlüğün nedeni olarak görüyor ve Kuran'dan şu ayeti örnek gösteriyor:

"Rum suresi 30-32. ayetleri: '' Allah'a ortak koşanlardan olmayın. Onlar ki, dinlerini parça parça edip fırkalara böldüler; hizipler haline geldiler. Her hizip kendi kabulleriyle avunup sevinmektedir!'' Bu ayetler İslam ümmetinin başına gelenleri mucize biçimde anlatmaktadır. Fırka, mezhep, tarikat, parti vb. ayrımlarıyla yüzlerce parçaya bölünen şirke, tevhit dinini şirkete dönüştürmüştür. Asırlardır belini doğrultamamasının gerçek sebebi de budur. Açıktır ki, bu beladan kurtulmanın tek yolu, dini, Allah'ın kitabına teslim etmek ve Kuran dışı hüküm kaynaklarını ortadan kaldırmaktır. Bizim yakındığımız ve tarih içinde felaketlere sebep olan ise, belli bir devirde, belli şartlara ve çevrelere cevap vermek üzere ortaya konmuş yorumların değişmez ve zamanüstü kabul edilmesidir. Bu yorumları değişmez ve her devre cevap verir kabul etmek ve bu anlayışı bir tür iman şartı gibi kitlenin önüne çıkarmak insanlığa zulüm, peygamberlere ve Allah'ın dinine ihanettir. Bu kabul geçerli sayılırsa dinin zamanüstülüğü ve evrenselliği ortadan kalkar ve evrensel din belli bir devrin, belli bir bölgenin dini haline gelir."

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, ayrıca mezheplerin sayılarının ve mezhep faaliyetlerinin dondurulamayacağını da söylüyor. Çünkü onları ilim ve fikir faaliyeti olarak kabul ediyor. Öztürk'ün açıklaması şöyle:

"Bugün kitlelere,dört hak mezhep var, başkası olamaz, şeklinde sunulan kabul, İslam ümmetine yapılacak kötülüklerin en büyüğüdür. Bu kabulü, Allah'ın emri gibi yaşatanlar bilmiyorlar mı ki, Hicret'in daha ilk yüzyılında 80'i aşkın mezhep vardı. Yani, vahiyleri yorumlayan zengin bir bilim ve düşünce faaliyeti sözkonusuydu. Dört hak mezhepten biri olan Hanefiliği haklı överken, İmam-ı Azam'ın hocası olan Cafer es-Sadık'ın yorumlarına uyan bir insanı 'sen beşinci mezhep kabul ediyorsun' diye sapık mı ilan edeceğiz. İşin gerçeği şudur; ne mezhep sayısı dondurulabilir, ne de tarikat sayısı. Tam aksine, insanın tekamül boyutları yükselip bilim ve düşünce faaliyeti yoğunlaştıkça, yorum ekollerinin sayısı artar, o ölçüde yeni yorumlar insan hayatına girer."

Diğer dinlerde hangi mezhepler var?

Hem tarihe hem de günümüzde baktığımızda Hıristiyanlıkta da çeşitli mezhepler olduğunu görüyoruz. Bunlar arasında en bilinenleri Katoliklik, Protestanlık, Ortodoksluk, Luthercilik ve Calvincilik. Hıristiyan adı altında toplanan bu grupların inanç ve ibadetleri farklı. Örneğin Protestanlar sadece tanrıya ibadet ederken, diğer hıristiyanların büyük çoğunluğu azizlere ve meleklere de yalvarıyor.

Yahudiliğe gelince; bu dinde de birçok mezhep var. Ancak bunlardan en büyükleri Peruşim, Sadukim ve İsiyim mezhepleridir.

Uzak Doğu dinlerinden Budacılık'ta ise Theravada ve Mayahana adlarında mezhepler bulunuyor.



[Arkadaşına Öner]      Yazdır    [Forum]

© 2002 Copyright ilkayet.net. Tüm Hakkı Saklıdır.

Ara-bul

Ana sayfa yap

Sözlük

Tıkla Öğren

Kitap

İpucu

Öbür Dünya


Sureler

Kuran-ı Kerim

İncil

Tevrat

Beyin Fırtınası