|
Gılgamış destanı Nuh Tufanı'nın anlatıldığı
ilk yazılı eserdir. Uruk kentinin kralı Gılgamış'ın yaşamını
anlatan destan, kimilerine göre kutsal kitapların da kaynağıdır.
Çoğu tarihçi,
tarihin, çivi yazısını bulan Sümerlilerle başladığını söyler.
M.Ö. 4 bininci yılın ikinci yarısında Aşağı Mezopotomya'da
yaşayan; Ur, Uruk, Kiş, Eridu, Lagaş ve Nippu gibi önemli
kentler kuran Sümerlerden geriye, o dönemi yansıtan pek çok
eser kalmıştır. Bunlardan belki de en önemlisi, içinde Nuh
Tufanı'nın da anlatıldığı Gılgamış Destanı'dır. Sümer diliyle
"Sha Nagba İmuru" yani "Her şeyi görmüş olan"
Gılgamış, bugün Gaziantep'in Suriye'ye sınır ilçesi Karkamış'ın
o dönemki adıyla, Uruk kentinin kralıdır.
İlk yazılış tarihi M.Ö. 2500-3000 yılları
arasında olduğu tahmin edilen destan, Sümerce 12 tane kil
tablete yazılmıştır. İlk yazılımın dışında destan, daha sonra
Babil döneminde iki kez daha yazılmıştır. Toplam 2 bin 900
satır olduğu tahmin edilen destanın en önemli bölümleri eksiktir.
Sadece yüzde 60'ı tam olarak bulunan şiir formatında yazılmış
destanın bazı dizelerinin başı ve sonu yoktur. Destanın Sümerce
yazımının anlaşılması oldukça zordur. M.Ö. 1800 yıllarında
Babil kralı Hamurabi zamanında tekrar yazılan Gılgamış Destanı'nın
üç tableti bulunamamıştır. Destanın son yazılım tarihi tam
olarak bilinemese de, son ozanının, Kassitler çağında yaşamış
Sin Lekke Unnini adında bir sanatçı olduğu kabul edilmektedir.
Destanın kahramanı Uruk Kralı Gılgamış,
dörttü üçü tanrı, dörtte biri insan olan bir varlıktır. Gılgamış
halk tarafından çok sevilir ama, kral aynı zamanda sert, güçlü
ve mağrurdur. Halk bu öfkeli kralın burnu biraz sürtülsün
düşüncesiyle tanrılardan yardım ister. Dualar boşa gitmez
ve tanrıça Aruru, yarı vahşi bir yaratık olan Enkidu'yu yeryüzüne
gönderir. Enkidu destanın ikinci önemli karakteridir. Fakat
Enkidu'nun kırlarda yaptığı kıyımlar Gılgamış'tan çok dilekte
bulunan Uruk halkının başına bela olur. Gılgamış, Enkidu'yu
yola getirmek için güzel bir fahişe yollar ve ehlileşmesini
sağlar. Kadının peşinden kente gelen Enkidu krallar gibi ağırlanır,
güzel kokularla yıkanır, kentlilere özgün elbiseler giyer,
oturup kalkma dersleri alır. Tanrının isteğinin aksine Gılgamış'la
Enkidu çok iyi arkadaş olurlar.
Güçlerini sınamak için yola koyulan
ikili, kendilerine hasım olarak, korkunç sesiyle bile insanları
öldürebilen Sedir ormanının korucusu dev Huvava'yı seçer.
Ancak devin gürleyişi karşısında Enkidu korkudan dona kalır.
Gılgamış ise etkilenmez ve devi öldürür. Bunu gören tanrıça
İştar, Gılgamış'a aşık olur. Fakat Gılgamış tanrıça İştar'ı,
fahişe gibi davranıp her önüne gelenle hatta hayvanlarla bile
birlikte olduğu için aşağılar ve reddeder. Tanrıçanın intikam
almak için Uruk kentine yaptığı saldırılar ise iki kahraman
tarafından bertaraf edilir.
Günün birinde Enkidu ölüme yenik düşer.
Dostunu yitirdiği için çılgına dönen Gılgamış, kendisinin
de bir gün öleceği gerçeği ile karşılaştığından paniğe kapılır.
Ölümsüzlüğün sırrını öğrenmek için "tufan"ı yaşamış
ve ölümsüzlüğe ermiş olan Utnapiştim'i görmeye gider. Utnapiştim,
binbir zorlukla Mutlular Adası'ndaki evine gelen Gılgamış'ı
geri çevirmez ve ona tufanı anlatır. Tanrılar bir tufan ile
insanları yok etme kararı alırlar. Ancak Utnapiştim, tanrı
Ea'nın uyarısı üzerine ailesini, çeşitli zenaat erbabını,
hayvan ve bitki türlerini içine alacak yedi bölümden oluşan
bir gemi inşa eder. Yedi gün, yedi gece süren ve yeryüzünün
sularla kaplandığı tufan sonunda Utnapiştim'in gemisi Nisir
Dağı'nın tepesinde karaya oturur.
Utnapiştim, Gılgamış'tan, genç kalmanın
sırrının, denizin diplerinde bulunan bir bitkide olduğunu
saklamaz. Kral sevinçle denizin diplerine dalar ve otu bulur.
Ancak Gılgamış'ın yorgunluktan uykuya dalmasından yararlanan
bir yılan, otu yutuverir. Destan, yılanların her bahar deri
değiştirmesini bu olaya bağlamıştır. Ebediyen varolma şansını
yitiren Gılgamış deliye döner. Çaresiz bir biçimde geldiği
Uruk'ta artık Enkidu'nun ruhuyla kurduğu ilişkiden başka avuntusu
kalmamıştır. Gılgamış, Enkidu'ya ölümden sonraki hayata dair
yönelttiği sorularla biraz olsun teselli bulurken bilgeliğin
dünyanın nimetlerinden yararlanmak anlamına geldiğini kavrar
ve destan da sona erer.
|