|
AKP'nin ekonomik programinin temelini, Max Weberin
protestan ahlakindan alan bir felsefe olusturuyor.
Baslatilan modernlesme hareketinde amaç dini, merkeze
alarak püriten ahlaka sahip, muhafazakar,
az tüketip, tasarruf eden ve bunu yatirima dönüstüren
yeni bir sinif yaratmak.
Avrupada kapitalizmin gelisiminde din önemli bir
rol oynadi. Max Weberin Protestan Ahlaki
kitabinda da anlatildigi gibi Protestanlik, Katoliklikten
farkli olarak dünyevi hayat tarzini, dini alan içine
alir. Gerçekten de Protestanlarin püriten
ahlaki, çok çalisip, az tüketme
ve tasarrufa, üretimin kalitesinin artirilmasina, milli
kimliklerin ön plana çikmasina yardim ederek
kapitalizmin gelisiminde çok önemli rol oynadi.
Ayni sekilde, Japonyaya baktigimizda da Samuraylar Japonyayi
Batiya karsi korumanin silahla degil, üretimle
olabilecegini fark ettiklerinde, dayanak noktalari, teknolojiye
ve bilimsel bilgiye sahip olmak gerekir çünkü
Günesin oglu Imparator onlara bu misyonu yüklemistir
sözüydü. Avrupa'da oldugu gibi, Japonyada
din, ekonomik kalkinmanin merkezine oturtulmus, püriten
ahlak sahibi yeni bir toplum insa edilmisti.
Siyasi tarihçilere göre, Türkiye'nin yaklasik
200 yillik modernlesme tarihine baktigimizda, iki dominant
akim görüyoruz. Ikinci Mahmud'un ve Ikinci Abdülhamit'in
farkli biçimlerde tanimladigi modernlesme politikalari,
Türkiye'nin batililasma macerasinin da temelini olusturuyor.
Bu iki akim, birbiriyle hem çatisarak hem zaman zaman
örtüserek bugüne kadar devam ediyor.
Ikinci Mahmud'un formüle ettigi modernlesme politikasi,
devletin bir tercihi olarak karsimiza çikiyor. Toplumun
iktisadi ve sosyal bakimdan geri kaldigi, zayifladigi, yenilgilerin
üst üste geldigi bu dönemde, ülkeyi ve
toplumu bu durumdan kurtarmak için modernlesme tek
kurtulus reçetesi olarak kabul ediliyordu. Bu modernlesme
çabasi, devlet tarafindan karar verilerek uygulandi.
Ikinci Mahmud'un formüle ettigi akimin diger sac ayagi
ise modernlesmenin din disi olarak kabul edilmesiydi. Buna
göre, dini özel alana itmek gerekirdi. Laiklik de
bu zemin üzerinden yükseliyordu.
IKINCI ABDULHAMIT METODU
Ikinci Abdülhamit tahta geçtiginde,
Ikinci Mahmud'un modernlesme tanimini farkli biçimde
dizayn etti. Ikinci Mahmud'un yukaridan asagiya dogru olusturulan
modernlesme hareketini, asagidan yukariya dogru örgütlemeye
çalisti. Yani modernlesmenin ideal bir deger olarak
topluma benimsetilmesi, toplumun bunu kisisellestirmesi ve
kendi kültürel degerleri ile uzlastirilmasini hedefledi.
Abdülhamit modernlesme politikasinin temeline - Ikinci
Mahmuddan farkli olarak - dini aliyordu. Cumhuriyet
sonrasi Türk tarihinde, bu iki farkli modernlesme algisi-
Atatürk ve Turgut Ozal dönemlerinde - yeniden gündeme
geldi. Atatürk, 2. Mahmudun projesini temel aldi.
Köklü devrimler ve reformlar yapildi. 1983 yilinda
Turgut Ozal iktidara geldiðinde, 2. Abdülhamitin
modernlesme politikasina dönüyordu. 1950den
sonra Türkiye'de kirdan kente doðru baslayan büyük
göç sonrasi, merkez ile çevre arasinda
bir gerilim yasaniyordu. Enerji çevrede birikmisti
ama çevre kendini merkezde temsil edemiyordu. Iste
bu dinamik, Özali iktidara tasimisti. Zaman Gazetesi
yazari Ali Bulaç, Turgut Özalin çevreyi
merkeze tasima istedigine dikkat çekerek, bu
yolla, toplum muazzam bir performans yakaladi. Hiç
ummadiginiz insanlar çantasini alip Rusyada ihalelere
katildi, Ortadoguda insaat isi aldi ve Türkiye'de
ekonomik bir canlanma meydana geldi diyor.
AKP IKTIDARI
Aradan 20 yil geçti. 4 Kasim 2002 sabahi, Türkiye'deki
yeni dönemi en iyi ifade eden söz; Sabah Gazetesi'nin
"Anadolu ihtilali" mansetiydi. Türk siyasi
tarihinde son 20 yildir görünmeyen bir oy oranina
ulasan AK Parti, merkezde yer almak isteyen kitleler tarafindan
iktidara tasiniyordu. AK Parti de - Turgut Özalin
ANAPi gibi - bir çevre hareketini, 1983den
sonra tekrar merkezde rol almak isteyen güçlerin
bir patlamasini ifade ediyor.
Özali iktidara tasiyan kitle ile AK Partiye
oy verenler, ayni beklentiyi tasiyor. Türkiye'nin, AK
Parti tarafindan çözümlenmesi gereken çok
önemli ekonomik sorunlari var. AKP hem pastayi büyütmek
hem de adil dagitmak zorunda. Çünkü Türkiye'de,
çok ciddi bir gelir adaletsizligi var. AKPyi
iktidara getiren kitlenin asil talebi de - Özal döneminde
oldugu gibi - mevcut pastadan pay alabilmek.
Türkiyenin genel fotografina baktiginizda... Ali
Bulaç'a göre, ülkenin "sosyolojik merkezi"ni
varoslar olusturuyor. Istanbuldaki 12 milyon nüfusun
yüzde 60inin varoslarda yasadigini kabul edersek...
6 milyon insanin aylik geliri, 350 milyon TL ya da altinda.
Bu kitle ticaret, saglik, kültür ve egitimden pay
alamiyor. Iste bu noktada AKP, toplumun bu ana gövdesini
- eger iktidarda kalmak istiyorsa - tatmin etmek durumunda.
Ali Bulaç, Türkiye'de "yoksullardan olusan
mütesekkil bir kent sinifi dogdugunu" ifade ederek,
mevcut durumu söyle analiz ediyor: Türk toplumu
Arjantindeki gibi devlete bas kaldirmaz, çünkü
geleneginde yok. Ama durum, baskaldirmadan daha kötü
olur. Intiharlar, aile içi siddet, suç ve bosanma
orani artar; yani toplum olmaktan çikar. Bu tehdit
edici bir hal alir. Zaten su anda durum böyle. Varoslar
siddet üretiyor. Cünkü her gün TVden
özlemini duydugu yasantilari seyrediyor. AKP bu siddeti
rehabilite edebilirse mevcut enerjiyi Ozalin yaptigi
gibi harekete geçirebilir...
YENI ISLAM MODELI
Peki, Bulaçin vurguladigi bu rehabilitasyon
nasil basarilacak? Mehmet Aydin, Bülent Arinç,
Abdullah Gül gibi AKPnin kurmaylarinin katildigi
Abant Toplantilarinda çatisi olusturulan "Türkiyenin
Yeni Islam Modeli Projesi" bu sorunun yanitini veriyor.
Aslinda ayrintilarini birazdan anlatacagimiz yeni Islam Modeli,
bir anlamda Abdülhamitin modernlesme politikasinin
tekrar hayat bulmasi anlamina geliyor.
Bu noktada ne demek istedigimizi Gazeteci Etyen Mahçupyanin
sözleriyle ifade edelim: Anadolu'da insaninin AKP'yi
hangi terimlerle yorumladigina baktiginiz da gördügünüz
bir sey var: AKP, Islami duyarliligi tasimaya devam ediyor.
Insanlarin gözünde herhangi bir gelenekten kopmus
degil. Ama, AK Partiyi iktidara tasimis olan dalganin
ürettigi sentez en gerçekçi Islam modeli.
Cünkü o senteze baktigimiz zaman dini bir tarafa
koymayan, onu hem dinsel hem kültürel anlamda içsellestiren;
ama bunu evrensel normlarla yapmaya çalisan, yaparken
de kendisini bir aktör olarak yurtdisina tasiyan ve ayni
zamanda bireysellestiren bir bakisi var. Bu, dünyanin
anlayabilecegi iliski kurabilecegi bir bakis. Türkiyede
kabina sigamayan bir enerji var. AK Partiyi iktidara
tasiyan bu enerji; bir Anadolu, tasra enerjisi ve kesinlikle
Islami bir tona sahip...
Yani AKPnin ortaya attigi yeni Islam Modeli, dini merkeze
alan bir modernlesmeyi ifade ediyor. Ali Bulaç, Türk
Islam modelinden söz etmek gerekirse ele alinacak temel
referans noktasinin "çevrenin buna katilmasi oldugunu"
belirtiyor. Bulaç anlatiyor: Dolayisiyla dinin
ve Islamiyetin modernlesmede dominant faktör olarak
rol aldigi bir modelden söz ediyoruz. Hukuktan siyasete
bütün alanlarda bu durum kendini gösteriyor.
Nedir bu model? Islamin demokrasi ile uzlastigi, sivil toplumun
güçlendirildigi, çevre güçlerin
merkezde temsil edilebildigi bir model.
YENI BIR INSAN YARATMAK
Diyanet Islerinden sorumlu Devlet Bakani Mehmet Aydin
da "Yeni Islam Modeli"ni söyle açikliyor:
Türkiye uzun yillardir demokratik hukuk devleti
olmak için adimlar atiyor; ama bir yandan da hem Müslüman
hem laik. Olusturdugumuz Islam Modeli, Islamiyet ile uzlasan
laik ve demokratik bir hukuk devleti yaratmayi hedefliyor.
Burada demokratik hak ve özgürlüklerin güvence
altina alindigi bir Islam Modelinden söz
ediyoruz.
Mehmet Aydin Müslüman demokrat bir toplumun ekonominin
dinamigini de harekete geçirecegi düsüncesinde.
Protestanlarin, kapitalizmin gelisiminde oynadigi role dikkat
çeken Aydin, bu yeni bir insan yaratma projesi.
Püriten ahlaka sahip Müslüman bir sinifin,
Türkiyenin ekonominin büyümesini de saglayacak
seklinde konusuyor.
Ali Bulaç ise farkli bir noktaya dikkat çekiyor:
"Türkiye'de burjuvazi sinifinin tarihsel olarak
olmadigini" söyleyen Bulaç'a göre, "1924
Iktisat Kongresi'nde bir burjuva sinifi yaratilmasi görüsüldü.
1929 devletçilik politikalari ile buna agirlik verildi.
Devlet desteginde büyüyen bir kitle ortaya çikti.
Bu kitle, hem kalkinmayi hem de batili yasama tarzini üstlenmisti.
Bu, kendi içinde bir paradokstur. Batili yasamak çok
tüketmek demektir. Halbuki biz üretemiyoruz...
Bulaç, Türkiyede yasanan ekonomik krizlerin
bu stratejinin iflasi anlamina geldigini söylüyor.
Bulaç devam ediyor: Kamu harcamalari çok
yüksek. Tüketim fazla. Ürettigimiz kadar tüketmemiz
lazim. Iste bu noktada, çevre hareketi püriten
bir ahlak getirir. Bu nedir? Çok tüketir, az harcar
- ki ilk Protestanlar böyle yapiyordu - saglanan bu arti
deger tekrar yatirima dönüsür. Bu da istihdam
yaratir. Dolayisiyla yeni Islam Modeli, yeni bir insan yaratma
çalismasi. Muhafazakar, püriten, gündelik
hayatinda sakin yasayan, aile degerlerine önem veren,
çok çalisan, kaliteli üretim yapan ve kazandigi
parayi tekrar yatirima dönüstüren ve yeni istihdam
alanlari yaratan yeni bir sinif. Bu, Anadoluda var.
Kendi kaynagini kendi yaratan bu insanlari merkeze almak gerekiyor.
Yeni Islam Modeli de bunu yapacak.
BU DOGRU BIR MODEL MI?
Peki, AKPnin hayata geçirmeye çalistigi
bu yeni Islam Modelinin Türkiyede bir karsiligi
gerçekten var mi? Etyen Mahçupyan, AKPnin
bir halk hareketi oldugunu, tepeden kurulmus sonra oy istemis
bir parti olmadigini vurgulayarak, Tayyip Erdoganin
partiyi biz degil, siz kurdunuz" sözünü
hatirlatiyor. Mahçupyan devam ediyor: AKP'yi
insanlar kendi enerjileriyle kurdular ve küçük
irmaklarin bir araya gelmesiyle AKP ortaya çikti. Tepesinde
sadece Tayyip Erdogan'nin karizmatik figürü var.
Daha asagiya indiginiz zaman, çok yaygin bir taban
görüyoruz. Hiç bir partide olmadigi kadar
yaygin bir taban. Dolayisiyla da önemli olan, buradaki
bag. AKP'nin klasik anlamda Türkiye'deki siyasi partilerden
biri olmadigini, alttaki bu enerjinin disa yansimasini yakalamis
tek parti oldugunu fark etmek lazim. Böyle baktiginiz
zaman da model, zaten oy vermis olan yüzde 35'lik kesim.
Bu kesim içinde sadece dindarlar yok. Burada yeni bir
sentez üretiliyor. Türkiye kendisi yeni bir sentez
ariyor.
28 SUBAT AKPYI IKTIDARA GETIRDI
Aslinda 28 Subat gibi post modern bir darbenin ardindan,
AKPnin iktidara gelmesi, toplumun reform arayisinin
bir istegi olarak yorumlanabilir. Öte yandan, AB sürecinde
toplumun - yapilan arastirmalara göre - yüzde 80inin
AByi desteklemesi de AKPnin baslatmak istedigi
modernlesme hareketinin Türkiyedeki zemininin mevcut
oldugunu gösteriyor.
Ali Bulaç, Türkiyede 1980lerde 24
Ocak kararlari ve arkasindan Ozal ile bir reform yaptigini
ama bunun sonucu getiremedigini söyleyerek Türkiye
son noktayi bir türlü koymuyor. Simdi bu reform,
AB ile tamamlamak isteniyor. Umutlu olabilecegimiz durum,
disaridan gelen taleplerin halk tarafindan da destek görüyor
olmasi. Eskiden Batidan gelen reform taleplerine halk
katilmiyordu; haberi bile olmuyordu. Simdi halk da bu taleplerde
bulunuyor.
(Bu haber Subat 2003 tarihli Power Dergisinden alinmistir.)
|