|
"Dinin, birey
ve sosyal hayat üzerindeki etkileri neden kuvvetlidir? Çünkü
din, insan ruhunun en karanlık noktalarına girerek, bir hayat
anlayışı, hayat neşesi ve direnme gücü verir. Böylece sosyal
kurumları meydana getiren birimleri kaynaştırır. Tarihe ve
günümüze baktığımız zaman, her toplanma yerinde bir mabet
görürüz. Tarihte bütün sosyal hayat bu merkez etrafında toplanmıştır.
Duygusal ve ruhsal
yönden insanı kaplayan, şahsiyetin derinliklerine nüfuz eden
din, bireylerin ruhuna yerleştikten sonra, sosyal sahaya bu
noktadan geçiyor ve yayılıyor. Daha doğrusu din, ruhuyla insanları
yakalarken, onlarla serbestçe temasa geçebilmek için, yaşayış
ve toplum kuralları yolundan giriyor. Böylece din ve toplum
içiçe bir durum oluşturuyor.
Din, dağınıklığa,
düzensizliğe, çaresizliğe, acze, ümitsizliğe karşıdır. Dinin
orijinalliği yanında, sosyalliğini, işte bu yöndeki tahlilde
aramalıdır. Sosyal kuşatıcılığının yanında kişisel psikolojideki
kuşatıcılığı aynı derecede önemlidir. Gelecek ümidi dinden
gelir. Coşkunluk duygularının kaynağı dindir. Feragat, fedakarlık,
sabır, çalışma, mücadele etmek dinden kuvvet alır. Bu, sırf
bireysel psikolojiye ait bir olay olarak alınmaz. Sosyal yönü
galip olan bu olay olmasaydı, ne savaş yapılabilirdi, ne adalet
organizasyonları kuvvet bulabilirdi. Korkuyu, usancı, ümitsizliği
kaldırmasıyla, kişisel çıkarları düzene sokmasıyla, pratik
fonksiyonunu uygulamaya koyan din, birlik şuurunu doğurarak
bütüne bağlılık duygusunu kuvvetlendirir.
Din yaşama nasıl
girer?
Hiçbir fikir,
felsefe, ideoloji dinin yerini tutamaz ve onun yaptığı tesiri
yapamaz. Her ideoloji fikir sahasında kalır, kişinin sofrasına,
yiyip içtiklerine, yatağına, alışverişine nüfuz edemez. Din
ise günlük işlere kadar girerek, bireyi kuşatmıştır ve ona
kuvvet kaynağı olmuştur. Bu kuşatıcı saha kendine has bir
karakter taşır ve onu tahlil etmek tam olarak mümkün değildir.
Dinin taşıyıcısı
olarak temel birim, birey olmakla birlikte, dinin o kadar
zengin bir fikir ve sosyal içeriği vardır ki, getirdiği belirli
ruhu, dahil olanların hepsi paylaşır. Onlar üzerinde başlayan
etki, yaşamlarına bilinçli ya da bilinçsiz olarak girer. Onları
birbirine yaklaştırır. Dini olmayan meselelere karşı onları
belirli ve ortak tavırlara götürür. Doğumdan ölüme kadar tüm
etkinliklerde belirli tavırları ve katılımı sağlar. Doğan
çocuğa ad koyma, erkek çocuğu sünnet ettirme, evlenme törenleri,
işyerini açarken ortak dualar, bir inşaata başlarken kurban
kesme ve dualar, belirli gün ve gecelerde yapılan ortak dua
ve ibadetler, toplumla yapılan devamlı ibadetler, ölümde ve
ölümden sonra yapılan faaliyetler, her dinde gerçekleşen benzeri
olaylar, hepsi dini hayatın zengin faaliyetleridir.
Din, belirli bir
dünya görüşü verir mi?
Din, belirli bir
dünya görüşü de verir. Bu görüş, yani aynı dinin mensuplarının
dünyaya karşı takındıkları belirli tavır, onları birleştirir,
kültürlerinin şekillendirerek birliğin devamını da sağlar.
Dinden dolayı,
sosyal yaşamın olaylarına karşı takınılan belirli tavır, ekonomiden
sanata, ahlaktan hukuka kadar, sosyal olguların bütününü kuşatmıştır.
Bir din, örneğin faizi yasaklıyorsa, o toplumda ya buna uygun
bir tarz oluşur ya da bu konuda bir çatışma ortaya çıkar.
Her iki durumda da din, toplumda belirli tavırlara yol açmıştır.
Dinin kalkınmada
rolü nedir?
Dinin kalkınmada
rolü var mıdır? Varsa nedir? Kalkınmanın esas unsuru insan
olduğu için, insanın yetiştirilmesinde, ibadet şevkiyle çalıştırılmasında
din başrolü oynar. Batı'da ve Doğu'da böyledir. Japon bankaları
personeline maneviyat eğitimi yaptırarak verimi artırma yoluna
gitmişler ve başarılı olmuşlardır. Ömür boyu sigorta garantisiyle,
maddi endişelerden kurtulmuş olmakla, cinsel yaşam serbestliği
ile, çeşitli, eğlence ve refah imkanlarıyla başta İsveç olmak
üzere birçok Batı ülkesi huzursuzluklarla çalkalanabilmektedir.
Demek ki kalkınmayı sadece maddi yönde almak yerine, bir
anlam bütünlüğü içinde değerlendirmek durumundayız.
Dinin karşısında toplumun
rolü ne?
Dinin büyük fonksiyonel
yapısı karşısında toplum bütünüyle pasif midir? Doğal olarak
değildir. Din ve toplum ilişkilerinde etki karşılıklıdır.
Toplumun gerek morfolojik gerek diğer sosyal yapısı, din üzerine
etki eder. İstanbul ile Anadolu'nun bir kasabasında örneğin
ramazan ayı havası farklıdır. Büyük kentlerde, büyük mabetlerde
toplumun dini hayatı daha şiddetlidir. İnkar edilemez ki,
geniş ve hareketli sosyal hayat, din dışı hayatı şekillendirdiği
gibi aynı ölçüde dini hayatı da şiddetlendirir. Savaş zamanlarında
dini hayat kuvvetlenir.
Dinin sosyal karakteri
bireysel olanı ortadan kaldırmaz. Çünkü dini yaşayacak olan
son birim, bireydir. Hele dini önderlerin toplumlarda olağanüstü
rolleri hatırlanırsa, mesele daha iyi anlaşılır. Dinin bireyselliğe
doğru gidişi şeklinde yorumlarda dikkatli olmalıdır. Dinde
bireysellik hiçbir zaman ön plana geçmemiştir. Bu, dinin temel
karakterine aykırıdır.
Dinin özgürlük
üzerine etkisi var mı?
Sosyal hayata
zıt bir bireyselleşmeye paralel dini hayat görmek yerine,
gelişmiş dinlerin, sosyal fonksiyonları yanında, bireysel
problemlerle bağlılıklarının bulunduğunun söylemek daha doğrudur.
Örneğin gelişmiş dinler, özgürlüğe kapı açmıştır. Çünkü inanmak
için özgür olmak zorunluluğu vardır. İnanmanın özgürlük, özgürlüğün
inanma üzerindeki etkisi karşılıklıdır. Olumlu ya da olumsuz
yönde olsun, dindeki zorlama, onun tabiatına zıt olduğu için,
her zaman reaksiyon doğurur.
İnanmanın, özgürlük
fikrini geliştirdiğinin delilleri vardır. Arap aşiret yapısını,
kırılmaz zincirlerle bağlı düzenini yıkan, özgürlük atmosferi
getiren İslamiyet olmuştur. Roma İmparatorluğu karşısında
özgürlük fikrini geliştiren ve Roma'yı yıkan, Hıristiyanlık
olmuştur. Sonradan bizzat Hıristiyanlık ruhbanlığa, katı kilise
teşkilatına bürünerek, asıl kimliğinden uzaklaşarak özgürlüğe
ters düşen bir duruma girmiş olabilir. Bu, inanmanın özgürlükle
ne derece bağlılığının ve dinin kendine yabancılaşmasının
delilidir. Çünkü birçok bireysel ve sosyal yaralar açmıştır.
Din sosyal yaşamda
ayırıcı mı, birleştirici mi?
Dinin toplumdaki
fonksiyonu tartışmasında son olarak şu soruya bakacağız: İman
sosyal hayatta ayırıcı mıdır, birleştirici midir, sorusu,
din sosyolojisinin esaslı problemlerinden biridir. İman kendi
dışında kalanlarla anlaşmazlık içine düşebilir ve her türlü
hoşgörü özelliğine rağmen, ayırıcı olabilir. Kendi içinde
de yani aynı din mensupları içinde de, aynı soru geçerliliğini
korur. İmanın iki yönü vardır: Biri, yatay genişliği, diğeri
dikey derinliği. Yatay genişliği, bireyleri birbirine bağlar.
Aynı inancı paylaşır hale getirir. Hoşgörüyü de bu sağlar.
İmanın derinliği ise, onun bireydeki kuvveti ve kalitesidir.
Fakat bu, bireyi dini olayda bir bencilliğe götürebilir. Bu
takdirde iman, birleştirici olmaktan çıkar, ayırıcı olmaya
başlar. Fakat bu sefer dinin diğer yönleri işin içine girer
ve grubu birleştirmeye götürür. Bu fonksiyon, özellikle ibadete
aittir.
İmanın bireye ait derinliği, yani
kalite farkları, ayırmaya götürürken, ibadet birleştirmeye
götürür. Dini bencillik, ibadet ile toplum hesabına giderilmiş
olur. Her dinde böyle olmakla beraber, İslamiyet bizi bu konuda
daha çok bilinçlendirmiş, inanmanın dindeki yeri ve önemi
"namaz dinin direğidir" denerek ibadetle
bütünleştirilmiştir."
|