Ana Sayfa Bize Ulaşın
Din ve

Bilim

Felsefe

Psikoloji

Siyaset

Sosyoloji

 Tarih

 Tasavvuf

Polemik

İslamiyet

Hıristiyanlık

Musevilik

Peygamberler

Uzak Doğu    Dinleri

Mitoloji

Mezhepler

 

Din, sosyal yaşamda birleştirici mi, yoksa ayırıcı mıdır?


Dinin en önemli fonksiyonu, hiç şüphesiz, ekonomiden sanata, ahlaktan hukuğa kadar tüm yaşamımızı kuşatıyor olması. Peki, bu kuşatma, sosyal yaşamımızda neden bu kadar kuvvetli? Dinin bu büyük fonksiyonel yapısı karşısında toplum pasif kalır mı? Din, belirli bir dünya görüşü verir mi? Dinin bireyselliğe doğru gittiği doğru mu?


Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi ve Psikolojisi Anabilim Dalı öğretim görevlisi Dr. Yümni Sezen, "Sosyoloji Açısından Din-Dinin Sosyal Müesseseler Üzerindeki Tesirleri" adlı kitabında, dinin bireysel ve sosyal fonksiyonu üzerine genel bir değerlendirme yapıyor:

"Dinin, birey ve sosyal hayat üzerindeki etkileri neden kuvvetlidir? Çünkü din, insan ruhunun en karanlık noktalarına girerek, bir hayat anlayışı, hayat neşesi ve direnme gücü verir. Böylece sosyal kurumları meydana getiren birimleri kaynaştırır. Tarihe ve günümüze baktığımız zaman, her toplanma yerinde bir mabet görürüz. Tarihte bütün sosyal hayat bu merkez etrafında toplanmıştır.

Duygusal ve ruhsal yönden insanı kaplayan, şahsiyetin derinliklerine nüfuz eden din, bireylerin ruhuna yerleştikten sonra, sosyal sahaya bu noktadan geçiyor ve yayılıyor. Daha doğrusu din, ruhuyla insanları yakalarken, onlarla serbestçe temasa geçebilmek için, yaşayış ve toplum kuralları yolundan giriyor. Böylece din ve toplum içiçe bir durum oluşturuyor.

Din, dağınıklığa, düzensizliğe, çaresizliğe, acze, ümitsizliğe karşıdır. Dinin orijinalliği yanında, sosyalliğini, işte bu yöndeki tahlilde aramalıdır. Sosyal kuşatıcılığının yanında kişisel psikolojideki kuşatıcılığı aynı derecede önemlidir. Gelecek ümidi dinden gelir. Coşkunluk duygularının kaynağı dindir. Feragat, fedakarlık, sabır, çalışma, mücadele etmek dinden kuvvet alır. Bu, sırf bireysel psikolojiye ait bir olay olarak alınmaz. Sosyal yönü galip olan bu olay olmasaydı, ne savaş yapılabilirdi, ne adalet organizasyonları kuvvet bulabilirdi. Korkuyu, usancı, ümitsizliği kaldırmasıyla, kişisel çıkarları düzene sokmasıyla, pratik fonksiyonunu uygulamaya koyan din, birlik şuurunu doğurarak bütüne bağlılık duygusunu kuvvetlendirir.

Din yaşama nasıl girer?

Hiçbir fikir, felsefe, ideoloji dinin yerini tutamaz ve onun yaptığı tesiri yapamaz. Her ideoloji fikir sahasında kalır, kişinin sofrasına, yiyip içtiklerine, yatağına, alışverişine nüfuz edemez. Din ise günlük işlere kadar girerek, bireyi kuşatmıştır ve ona kuvvet kaynağı olmuştur. Bu kuşatıcı saha kendine has bir karakter taşır ve onu tahlil etmek tam olarak mümkün değildir.

Dinin taşıyıcısı olarak temel birim, birey olmakla birlikte, dinin o kadar zengin bir fikir ve sosyal içeriği vardır ki, getirdiği belirli ruhu, dahil olanların hepsi paylaşır. Onlar üzerinde başlayan etki, yaşamlarına bilinçli ya da bilinçsiz olarak girer. Onları birbirine yaklaştırır. Dini olmayan meselelere karşı onları belirli ve ortak tavırlara götürür. Doğumdan ölüme kadar tüm etkinliklerde belirli tavırları ve katılımı sağlar. Doğan çocuğa ad koyma, erkek çocuğu sünnet ettirme, evlenme törenleri, işyerini açarken ortak dualar, bir inşaata başlarken kurban kesme ve dualar, belirli gün ve gecelerde yapılan ortak dua ve ibadetler, toplumla yapılan devamlı ibadetler, ölümde ve ölümden sonra yapılan faaliyetler, her dinde gerçekleşen benzeri olaylar, hepsi dini hayatın zengin faaliyetleridir.

Din, belirli bir dünya görüşü verir mi?

Din, belirli bir dünya görüşü de verir. Bu görüş, yani aynı dinin mensuplarının dünyaya karşı takındıkları belirli tavır, onları birleştirir, kültürlerinin şekillendirerek birliğin devamını da sağlar.

Dinden dolayı, sosyal yaşamın olaylarına karşı takınılan belirli tavır, ekonomiden sanata, ahlaktan hukuka kadar, sosyal olguların bütününü kuşatmıştır. Bir din, örneğin faizi yasaklıyorsa, o toplumda ya buna uygun bir tarz oluşur ya da bu konuda bir çatışma ortaya çıkar. Her iki durumda da din, toplumda belirli tavırlara yol açmıştır.

Dinin kalkınmada rolü nedir?

Dinin kalkınmada rolü var mıdır? Varsa nedir? Kalkınmanın esas unsuru insan olduğu için, insanın yetiştirilmesinde, ibadet şevkiyle çalıştırılmasında din başrolü oynar. Batı'da ve Doğu'da böyledir. Japon bankaları personeline maneviyat eğitimi yaptırarak verimi artırma yoluna gitmişler ve başarılı olmuşlardır. Ömür boyu sigorta garantisiyle, maddi endişelerden kurtulmuş olmakla, cinsel yaşam serbestliği ile, çeşitli, eğlence ve refah imkanlarıyla başta İsveç olmak üzere birçok Batı ülkesi huzursuzluklarla çalkalanabilmektedir. Demek ki kalkınmayı sadece maddi yönde almak yerine, bir
anlam bütünlüğü içinde değerlendirmek durumundayız.


Dinin karşısında toplumun rolü ne?

Dinin büyük fonksiyonel yapısı karşısında toplum bütünüyle pasif midir? Doğal olarak değildir. Din ve toplum ilişkilerinde etki karşılıklıdır. Toplumun gerek morfolojik gerek diğer sosyal yapısı, din üzerine etki eder. İstanbul ile Anadolu'nun bir kasabasında örneğin ramazan ayı havası farklıdır. Büyük kentlerde, büyük mabetlerde toplumun dini hayatı daha şiddetlidir. İnkar edilemez ki, geniş ve hareketli sosyal hayat, din dışı hayatı şekillendirdiği gibi aynı ölçüde dini hayatı da şiddetlendirir. Savaş zamanlarında dini hayat kuvvetlenir.

Dinin sosyal karakteri bireysel olanı ortadan kaldırmaz. Çünkü dini yaşayacak olan son birim, bireydir. Hele dini önderlerin toplumlarda olağanüstü rolleri hatırlanırsa, mesele daha iyi anlaşılır. Dinin bireyselliğe doğru gidişi şeklinde yorumlarda dikkatli olmalıdır. Dinde bireysellik hiçbir zaman ön plana geçmemiştir. Bu, dinin temel karakterine aykırıdır.

Dinin özgürlük üzerine etkisi var mı?

Sosyal hayata zıt bir bireyselleşmeye paralel dini hayat görmek yerine, gelişmiş dinlerin, sosyal fonksiyonları yanında, bireysel problemlerle bağlılıklarının bulunduğunun söylemek daha doğrudur. Örneğin gelişmiş dinler, özgürlüğe kapı açmıştır. Çünkü inanmak için özgür olmak zorunluluğu vardır. İnanmanın özgürlük, özgürlüğün inanma üzerindeki etkisi karşılıklıdır. Olumlu ya da olumsuz yönde olsun, dindeki zorlama, onun tabiatına zıt olduğu için, her zaman reaksiyon doğurur.

İnanmanın, özgürlük fikrini geliştirdiğinin delilleri vardır. Arap aşiret yapısını, kırılmaz zincirlerle bağlı düzenini yıkan, özgürlük atmosferi getiren İslamiyet olmuştur. Roma İmparatorluğu karşısında özgürlük fikrini geliştiren ve Roma'yı yıkan, Hıristiyanlık olmuştur. Sonradan bizzat Hıristiyanlık ruhbanlığa, katı kilise teşkilatına bürünerek, asıl kimliğinden uzaklaşarak özgürlüğe ters düşen bir duruma girmiş olabilir. Bu, inanmanın özgürlükle ne derece bağlılığının ve dinin kendine yabancılaşmasının delilidir. Çünkü birçok bireysel ve sosyal yaralar açmıştır.

Din sosyal yaşamda ayırıcı mı, birleştirici mi?

Dinin toplumdaki fonksiyonu tartışmasında son olarak şu soruya bakacağız: İman sosyal hayatta ayırıcı mıdır, birleştirici midir, sorusu, din sosyolojisinin esaslı problemlerinden biridir. İman kendi dışında kalanlarla anlaşmazlık içine düşebilir ve her türlü hoşgörü özelliğine rağmen, ayırıcı olabilir. Kendi içinde de yani aynı din mensupları içinde de, aynı soru geçerliliğini korur. İmanın iki yönü vardır: Biri, yatay genişliği, diğeri dikey derinliği. Yatay genişliği, bireyleri birbirine bağlar. Aynı inancı paylaşır hale getirir. Hoşgörüyü de bu sağlar. İmanın derinliği ise, onun bireydeki kuvveti ve kalitesidir. Fakat bu, bireyi dini olayda bir bencilliğe götürebilir. Bu takdirde iman, birleştirici olmaktan çıkar, ayırıcı olmaya başlar. Fakat bu sefer dinin diğer yönleri işin içine girer ve grubu birleştirmeye götürür. Bu fonksiyon, özellikle ibadete aittir.

İmanın bireye ait derinliği, yani kalite farkları, ayırmaya götürürken, ibadet birleştirmeye götürür. Dini bencillik, ibadet ile toplum hesabına giderilmiş olur. Her dinde böyle olmakla beraber, İslamiyet bizi bu konuda daha çok bilinçlendirmiş, inanmanın dindeki yeri ve önemi "namaz dinin direğidir" denerek ibadetle bütünleştirilmiştir."


[Arkadaşıma Öner]      Yazdır    [Forum]

© 2002 Copyright ilkayet.net. Tüm Hakkı Saklıdır.

Ara-bul

Ana sayfa yap

Sözlük

Tıkla Öğren

Kitap

İpucu

Öbür Dünya


Kuran-ı Kerim

İncil

Tevrat

Beyin Fırtınası