|
Dünyanın en eski ve en kutsal sayılan
kentlerinden biri olan Kudüs, tek tanrılı üç büyük dininin,
inançlarının toplandığı, birbiriyle yarıştığı ve çarpıştığı
bir merkez olma özelliğini taşır. Şehrin ufacık bir köşesi
ise bugüne kadar süregelen mücadelelerin odak noktasını oluşturuyor.
İşte bu köşecikte üç dinin kutsal mekanları yer alıyor: Mescid-i
Aksa, Kutsal Mezar (Kamame) Kilisesi ve Ağlama Duvarı.
İlk Tunç Çağı'ndaki adı "Tanrının kurduğu yer" anlamına
gelen Uruşalim olan Kudüs'e, Romalılar döneminde Aelia deniliyordu.
Bu ad, Arap egemenliğinin ilk dönemlerinde de kullanılmıştı.
Daha sonra El-Kudüs (El-Kuds) ve Beytü'l-Makdis adlarını almış
olan Kudüs kentinin, Latince adı Jerusalem; İbranice adı ise
Yeruşalayim, "Barışın görüldüğü yer" anlamına geliyor.
Ancak kentin kurulduğu günden beri 36 savaşa sahne olduğu
ve 18 kez yakılıp yıkıldığı biliniyor. (Bazı kaynaklara göre
100 savaş görmüş, 32 kez de yakılıp yıkılmış.) Musevi din
adamlarının, "Kudüs dünyanın gözbebeğidir, ona düşen
bir kıl bile bütün dünyayı rahatsız eder" sözü sanki
bu savaşları doğruluyor.
Kentin kronolojik tarihi
Kudüs'te en eski yerleşimin tarihi,
ilk Tunç Çağı'na, M.Ö. 3500 yıllarına dayanıyor. M.Ö. 1000'li
yıllarda kenti, Hz. Davut ele geçiriyor ve Yahudi Krallığı'nın
başkenti yapıyor. Bu sırada o dönemdeki adı Uruşalim olan
Kudüs'de bir Kenani topluluğu olan Yabusiler ve Filistinliler
yaşıyordu. Hz. Davut, kente Davut'un Şehri adını verir. Kente
sonradan Yeruşalim denir. Hz. Davut beraberinde Ahit Sandığı'nı
da getirir. Bu, günümüze kadar gelen anlaşmazlıkların da başlangıcı
olur. Çünkü Ahit Sandığı'nda, Hz. Musa'ya indirilen ve din
ile ahlakı birleştiren ilk belge kabul edilen On Emir'in yazılı
olduğu iki tablet saklıdır. Hz. Davut'un oğlu Hz. Süleyman,
kenti genişleterek kendisi için bir saray ve Kudüs Tapınağı'nı
(Beytü'l-Makdis) yaptırır; Ahit Sandığı'nı buraya yerleştirir.
Bu birinci tapınak, şimdiki Ömer Camii'nin
(Kubbetü's-Sahra) bulunduğu yerdeydi. Burada, Hz. İbrahim'in,
oğlu İshak'ı kurban etmek için seçtiği kaya bulunuyordu. Tapınağın
üç semavi din için önemli olmasının nedeni, Allah'ın birliğine
inanların ilk ibadet yeri olmasına dayanıyor. Tapınak başlangıçta
sarayın ibadet yeriydi. Halk için kutsal olması için yılların
geçmesi gerekecekti. Böylece Kudüs, hem krallık sarayının
bulunduğu yer, hem de tek tanrılı dinin kutsal merkezi oldu.
Yahudiler krala bağlılıklarının ifadesi olan bu tapınağı öylesine
benimsediler ki, Kudüs'ten çıkarıldıklarında yılda bir kere
olsun, onun yıkık duvarları dibinde ağlayabilmek için izin
istediler ve bunu bugüne kadar bir ibadet gibi sürdürdüler.
Hayallerindeki tapınak ve Yeruşalim gittikçe daha da masallaştı;
sonunda gökte de bir Yeruşalim olduğuna ve bunun, tanrının
devleti kurulduğu zaman yeryüzüne ineceğine inandılar. Yahudiler,
halen sandığa ve On Emir tabletine ulaşınca beklenen mehdinin
geleceğine
inanıyorlar.
M.Ö. 586'da tapınak ve kent, Babilliler
tarafından tamamen yakıldı; işte bu dönemde Ahit Sandığı'na
ne olduğu bilinmiyor. Yahudiler, Babil'e sürüldü. Ama Yahudiler
anavatanlarını unutmamaya yemin ettiler. Bu yemin Tevrat'ta
şöyle yer alır: "Seni unutursam ey Kudüs sağ elim hünerini
unutsun" (Mezmurlar bölümü). 538'de Kudüs'e dönen Yahudiler
tapınağı ikinci kez yaptılar. Tapınak M.Ö. 168'de Helenler'in
saldırısına uğradı. Yağma edilen tapınak, Zeus Olympos'a tahsis
edildi. Yahudilerin kurban kesmeleri, şabbatı tutmaları, sünnet
olmaları, ölüm cezasıyla yasaklandı. Kutsal kitapları yokedildi.
Tarihte ilk defa olarak bir din yasak ediliyor, mensupları
baskıya uğratılıyordu.
M.Ö. 63 yılı Roma işgalinin başlangıcı
oldu. Yahudiler M.S. 66'da Roma'ya karşı ayaklandılar. 70'de
Romalılar kente girip tapınakla birlikte her yeri yaktılar.
Bu, aynı zamanda ibadetlerindeki değişimin de başlangıcı oldu;
artık kurban sunacakları bir tapınak yoktu, sadece kutsal
kitabı okuyup dua edebiliyorlardı. Ayrıca Siyon tepesine hac
ziyareti için çıkıyorlar ve tapınağın ayakta kalmış olan tek
duvarı olan Ağlama Duvarı karşısında yas tutuyorlardı. Yahve'nin
kutsal tapınağının bulunduğu yerde artık Jüpiter'le Venüs'ün
tapınakları yükseliyordu. Roma işgalinden sonra Yahudiler
dünyanın dört bir yanına yayıldılar. Bu sürgün dönemi Yahudiler
tarafından "diaspora" yani İsrail toprakları dışında
yaşanan dönem olarak adlandırılır.
Büyük Konstantin'in 313'te Hıristiyanlığı
tanıması ve annesi aziz Helena'nın 326'da Kudüs'e giderek
gerçek haçı bulması, ünlü tapınakların inşa edilmesine yolaçtı.
Kudüs artık Hıristiyanlığın da kutsal merkeziydi. Hıristiyanlar,
Hz. İsa'yı Yahudilerin bu kentte çarmıha gerdiklerine inanıyordu.
Ancak savaşlarda yıpranmış olan Doğu Roma İmparatorluğu, kentin
bu özel durumuna ilgi gösteremedi. İran'daki Sasani İmparatorluğu'nun
hükümdarı 2. Hüsrev, 614'te kenti Yahudilerin yardımıyla ele
geçirdi. Kutsal haç, İran kraliçesi Meryem'e götürüldü. Kudüs'ün
kaybı, hıristiyanlar için darbe oldu ama çok geçmeden imparator
Heraklios kenti aldı ve kutsal haçı Kudüs'e geri getirdi.
Hz. Ömer'in 637'de kenti alışına kadar museviler ve hıristiyanlar
arasında sürtüşme devam etti.
Kudüs, halife Hz. Ömer tarafından 634'de
İslam topraklarına katıldı. Hakim nüfusu da, buraya gelip
yerleşen Medineliler ile bugün adına Filistinliler denen müslümanlaşmış
Araplar oluşturdu. Halife Ömer önce Hz. Muhammed'in göğe çıktığı
Süleyman tapınağına sonra da kutsal mezara gitti. 661-750
yılları arasında İslam devleti olan Emeviler Kudüs'de hüküm
sürdüler. 691'de Abdülmelik bin Mervan, Kubbetü's-Sahrayı
(Ömer Camii) yaptırdı. Kent 750'de Abbasiler, 969'da da bir
başka İslam devleti Fatımiler'in eline geçti.
1095 yılına gelindiğinde, şövalyelikten
gelen papa 2. Urban, tüm hıristiyanları, kutsal kent Kudüs'ü
müslümanlardan kurtarmak için savaşa çağırıyordu. Savaşa katılan
herkes, günahlarından arınmış olacaktı. 1099'da Kudüs'e varan
haçlılar Kudüs Krallığı'nı kurarak 450 yıllık İslam hakimiyetine
son verdiler. Yahudilerle müslümanlara kenti yasaklayan Kudüs
Krallığı'na ise 1187'de Selahaddin Eyyübi son verdi.
13. yüzyılın ortalarında Yahudiler yeniden
kente gelerek, mahallelerini kurmaya başladılar. 1517'de Yavuz
Sultan Selim'in Kudüs'ü fethi ile 400 yıllık Osmanlı egemenliği
başladı. Kanuni Sultan Süleyman devrinde yeni surlar, medreseler,
imarethaneler yapıldı. 1831'de Osmanlı'ya başkaldıran Mısır
valisi Mehmed Ali Paşa kenti ele geçirdi.1840'ta Osmanlılar
kenti geri aldı ve reformlar yapıldı. 1887'de Kudüs belediyesi
oluşturuldu; Avrupa devletleri konsolosluklar açtı. Doğu Avrupa
ülkelerinden göçlerle gelen Yahudiler nedeniyle kentin nüfus
yapısı değişti. 19. yüzyılın ortalarından sonra nüfusun çoğunluğu
Yahudilerden oluşmaya başladı. Ancak Birinci Dünya Savaşı
yıllarında açlık ve salgın nedeniyle Kudüs'ün nüfusu iyice
azaldı.
1917'de Kudüs'te yönetimi İngilizler
ele geçirdi. Kent, 1922 yılında, İngiltere'nin koruması altındaki
Filistin'in başkentiydi.14 Mayıs 1948'de İngiltere koruma
rejimine son verdi ve sorumluluğu BM'ye bıraktı. Aynı gün
İsrail devleti kuruldu. Böylece Kudüs'te yeni bir dönem de
başlamış oldu. Kudüs BM kararıyla uluslararası statüye kavuşturuldu.
Bu karara Yahudiler sevinirken Araplar karşı çıktı. Bu karar,
İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi soykırımına uğrayan bu halka,
hıristiyan dünyasının kefaret ödemesi olarak değerlendirildi.
1948'de kent, İsrail ile Ürdün arasında
bölüşüldü. Eski Kent ve Doğu Kudüs'ün diğer bölümleri Ürdün'de;
Batı Kudüs de İsrail'de kalmak üzere paylaşıldı. İsrail, Batı
Kudüs'ü başkent ilan etti. 1967'deki Altı Gün savaşından sonra
İsrail, Doğu Kudüs'ü de işgal ederek kentin tümünü ele geçirdi
ve sonsuz ve bölünmez başkent yaptı. Aynı yıl İsrail, Kudüs'teki
kutsal mekanları her dinin kendi kuruluşlarının kontrolüne
verdi. Bir Yahudi mahallesinin kurulması da yine bu yılda
oldu. 1967 yılından sonra radikal Yahudiler, müslüman mahallesinin
içindeki 40 binaya el koydular. Bu binaların Osmanlı döneminde
Yahudilere ait olduğunu ve 1929 sonrasında gelişen Filistin
ayaklanmaları sırasında ellerinden alındığını iddia ettiler.
1980'de çıkarılan özel bir yasa ile Kudüs'ün İsrail'in başkent
olduğu bir kez daha vurgulandı. Ancak bu girişim uluslararası
düzeyde kabul görmediğinden kentin statüsü anlaşmazlık konusu
olmaya devam ediyor.
1988 yılına gelindiğinde bu defa Filistin
Milli Konseyi, Kudüs başkenti olmak üzere Filistin Devleti'ni
ilan etti. 1993'de Doğu Kudüs'e kapatma uygulanmaya başlandı.
O güne kadar Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nden Doğu Kudüs'e
giriş çıkışlara izin verilirken bu tarihten itibaren bu imkan
kalmadı. 1994'de İsrail, Ürdün'ün, Kudüs'teki müslüman mekanlarda
söz hakkı olduğunu kabul etti. 1996'da İsrail, Harem-i Şerif
dahilinde yapılacak her türlü tadilat, tamirat ve inşaat için
izni kendisinin vereceğini söyledi. Ancak bu karar hiçbir
zaman hayata geçirilmedi. Aynı yıl Harem-i Şerif'in hemen
kenarından geçen ve Mescid-i Aksa'nın temellerini sarsma ihtimali
olan Hasmonay tünelinin Via Dolorosa'daki çıkış kapısının
açılması üzerine çatışma çıktı. 1997 yılında Eski Kent'in
içinde müslüman ve hıristiyanlara ait evleri Yahudileştirmek
üzere kurulmuş olan Ateret HaKohanim (Kohenlerin Tacı) grubu,
30 Arap evini Yahudileştirdi.
2000 yılında Filistin güvenlik bakanının
uyarılarına ve Filistin otoritesinin çıkacak olaylardan sorumlu
olmayacağını açıklamasına rağmen İsrail muhalefet partisi
Likud'un barış süreci karşıtı başkanı Ariel Şaron, yüzlerce
taraftarı ve polis gücü eşliğinde Mescid-i Aksa'yı ziyaret
etti. Çıkan ayaklanmaya Filistinliler "Aksa İntifadası"
adını koydular. 2002 Nisan'ında Şaron, başbakan oldu ve kutsal
yerler sorunu devam ediyor.
Günümüze bakış!
Kudüs'ün Eski Kent bölgesinde 220 tarihî
ve dinî site bulunuyor. Camiler, kiliseler ve sinegoglar adeta
içiçe girmiş durumda. Sabahın erken saatlerinde müezzinlerin
sesine karışan çan gürültüleri ve ağlama duvarı önünden yükselen
yakarmalar dünyanın hiçbir yerinde görülmeyecek bir manzara
oluşturuyor. Kudüs bu özellikleriyle de din turizmi açısından,
Vatikan'ın bulunduğu Roma'dan sonra ikinci sırayı alıyor.
Dini turist çeşitliliği ve yılda 2 milyondan fazla ziyaretçisi
ile dünyada bir başka örneği yok. Müslümanlar, museviler ve
hıristiyanlar birkaç metrekareyi geçmeyen Eski Kent'teki kutsal
mekanlar arasında gidip geliyor.
Beş bin yıldır insanların oturduğu sanılan
Eski Kent, her kenarı yaklaşık bir kilometre uzunluğunda surlarla
çevrili dikdörtgen alan oluşturuyor. Kentin en göze çarpan
yapısı olan surları, Kanuni Sultan Süleyman, 1538-1540 yılları
arasında Haçlılar dönemine ait kalıntıların üzerine yaptırmış.
Kentin kutsal mekanları tarihsel içiçeliği
yaşarken, yerleşim bölgeleri kesin çizgilerle birbirinden
ayrılıyor. Müslümanlar, Eski Kent'te özellikle de Kubbetü's-Sahra'nın,
diğer adıyla Ömer Camii'nin kuzeyine düşen mahallelerde yoğunlaşmış
durumda. 7. yüzyılın sonlarında yapılan Kubbetü's-Sahra'nın
ve Mescid-i Aksa'nın bulunduğu yere Harem-i Şerif deniyor.
Ağlama Duvarı ise Harem-i Şerif 'i çevreleyen duvarın bir
parçası. Uzunluğu 50, yüksekliği 18 metre. Hz. Süleyman'ın
yaptırdığı Kudüs Tapınağı'nın tek kalıntısı olan Ağlama Duvarı,
musevilerin kutsal saydığı dua ve hac yeri. Bu duvar en son,
1967'de yapılan Altı Gün savaşından sonra Yahudilerin egemenliğine
geçti. Museviler burayı ziyaret ettiklerinde tapınağın yıkılmasına
ağlarlar ve yeniden kurulması için dua ederler. Duvara bu
adı, sofu musevilerin dualarına tanık olan Avrupalı gezginler
vermişler.
Müslümanların Eski Kent'teki komşuları
ise manastırlardan dönüştürülmüş eski binalarda oturan Ermeniler.
Yahudi nüfus da Eski Kent'in surlarının dışında kalan modern
semtlerde yaşıyor. Ancak bazı tutucu Yahudiler Eski Kent'i
müslümanlara bırakmak niyetinde değil. Bu kutsal köşenin denetimini
ele geçirmek için mücadele hem yeraltında hem de üstünde hala
devam ediyor. İsrailliler, tapınağın kalıntılarını ulaşmak
için Harem-i Şerif'in altında tüneller açmaya devam ederlerken,
zaman zaman da kutsal tapınağı yeniden kurmak amacıyla Mescid-i
Aksa'yı havaya uçurma planları yapıyorlar.
Oysa Altı Gün savaşından önce Kudüs
farklıydı; İsa'nın çarmıha gerildiği Golgotha tepesinde bulunan
Eski Kent'i, kuzey güney çizgisinde bir duvar ikiye ayırıyordu.
Duvarın doğusunda müslümanlar, batısında museviler yaşıyordu.
İki bölgeyi Malderbaum geçidi bağlıyordu ve kutsal yerleri
gezmek isteyen turistler bu geçitten BM askerlerinin denetiminde
gidip geliyorlardı. Savaştan sonra İsrail bu duvarı yıktı
ve Eski Kent'in iki bölümünü birleştirdi. Bu olaydan sonra
dini gruplar daha içiçe yaşıyorlar.
Kudüs'te önemli sayıda hıristiyan topluluk
da yaşıyor. Hz. İsa'nın, Romalılar tarafından, sırtında tahta
haç, Via Dolorosa (Hıristiyan Haç Rotası) boyunca yürütüldükten
sonra çarmıha gerildiği yerde bulunan Kutsal Mezar Kilisesi,
Romalı askerlerin İsa peygamberin başına dikenli zeytin dalı
yerleştirdikleri Ceza Kilisesi, Hz. Meryem'in anne ve babasının
oturduğu evin yerine yapılan St. Anna Kilisesi, Rus ve Yunan
Ortodoksların kilisesi, Etyopya katoliklerinin kutsal mekanı,
kentteki hıristiyan topluluğunun farklı mezheplerini temsil
ediyor. Özellikle hıristiyan mezhepleri arasındaki dini bayram
tarihi farklılıkları, kenti aralık ve ocak aylarında adeta
bir dini festival kentine dönüştürüyor. Paskalya bayramında
hıristiyanlar, Hz. İsa'nın sırtında çarmıhla dolaştırıldığı
sokaklarda aynı acıyı yeniden yaşıyor. Papa'nın, Kudüs'ü resmi
olarak ilk kez ziyareti ise 1992'de gerçekleşiyor. Bugün,
Kudüs Patrikliği, Bağımsız Doğu Ortodoks Patrikliği olarak,
kilise hiyerarşisi içinde İstanbul, İskenderiye ve Antakya
kiliselerinden sonra 4. sırada geliyor.
Dünya Siyonist örgütünün merkezi de
Kudüs'te bulunuyor. Kentteki kutsal yerlerden ve dini topluluklardan
Din İşleri Bakanlığı sorumlu. Kutsal yerlerin yönetimi, korunması
ve bakımı her dinin yetkililerince yerine getiriliyor.
Müslümanların ilk kıblesi
Kudüs'ün özellikle de Harem-i Şerif
alanının İslamiyet'teki önemi, Mirac olayının burada gerçekleşmiş
olmasıdır. Hz. Peygamber, Hicret'ten bir yıl kadar önce Recep
ayının 27. gecesinde Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya gelmiş,
buradan da Allah'ın katına çıkarılmıştır. Mirac'ın üzerinde
gerçekleştiğine inanılan Muallak Kayası bugün Harem-i Şerif'in
en gözde mekanı Kubbetü's-Sahra'nın (Ömer Camii) altında korunur
ve her yıl müslümanlarca ziyaret edilir.
Mescid-i Aksa, müslümanların ilk kıblesi
ve harem mescitlerinin üçüncüsüdür. Hz. Muhammed'in 624 yılına
kadar kıble olarak kabul ettiği bu camii, bilindiği kadarıyla
bir buçuk yıl kadar böyle kalmıştır. Mescid-i Aksa'nın adı,
Kuran'da İsra suresinin ilk ayetinde geçiyor. İsra yani Mirac
olayında Hz. Peygamber "Burak'a bindim Beytü'l-Makdis'e
vardım" demiştir. Buradan da göğe yükseltilmiştir. İsra
suresi birinci ayette Mescid-i Aksa'nın çevresinin mübarek
kılındığı bildirilir. Ancak Hz. Muhammed'in Mirac ettiği zaman
Kudüs'de bugünkü Mescid-i Aksa'nın olmadığı onun yerine Yahudilerin
Süleyman Tapınağı diye adlandırdığı Beytü'l-Makdis adıyla
anılan, bugün kalıntıları varolan bir mabedin bulunduğu İslam
yorumcuları tarafından kabul ediliyor. 638 yılında Kudüs fethedildikten
sonra Beytü'l-Makdis'in yerine Mescid-i Aksa inşa edilmiştir.
Beytü'l-Makdis'in kalıntıları bugün museviler tarafından Ağlama
Duvarı, müslümanlar tarafından ise Burak Duvarı olarak adlandırılıyor.
Harem-i Şerif içinde yer alan bir başka
kutsal yer ise Ömer Camii. İslam dininin Filistin toprakları
üzerindeki en eski yapısı olarak biliniyor. Bu caminin bulunduğu
tepeye Tapınaklar Tepesi deniyor. Kubbesi altın kaplama olan
Ömer Camii'nin (Kubbetü's-Sahra) İslam açısından en büyük
önemi, kutsal taşı barındırmasında yatıyor. Hz. İbrahim'in
oğlunu kurban etmeye hazırlandığı bu kayaya, daha sonra Hz.
Muhammed basmış ve göğe yükselmiştir. Taşın yanıbaşındaki
işlemeli kutuda Hz. Muhammed'in sakalından teller saklanıyor.
Hz. Peygamberin vefatı üzerine defni konusunda farklı görüşler
çıkmış, bir kısım sahabe onun Kudüs'te Beytü'l-Makdis'te defnedilmesini
istemiş. Çünkü onlara göre Kudüs peygamberlerin defin yeridir.
Ayrıca Hz. Peygamber orada Mirac'a çıkmıştır. Ancak sonra
"peygamberler öldükleri yerlerde defnedilir" hadisine
uyulmuştur.
Kudüs, hadislerde Mekke ve Medine ile
aynı değerde tutulur ve bu iki şehire hac olanağı bulunmadığı
zamanlarda bu görevin Kudüs'ü ziyaretle yerine getirilebileceği
belirtilir. Bu nedenle İslam'ın kutsal şehirler hiyerarşisinde
Kudüs, üçüncü sırada gelir. Mekke'deki bir ibadetin 10 bin,
Medine'dekinin bin ve Kudüs'dekinin 500 kat sevabı olduğu
şeklindeki bir hadis, bu hiyerarşiyi ifade eder. Hz. Peygamber'in
Beytü'l-Makdis olarak andığı Kudüs için, "oraya gidemezseniz,
hiç değilse o mescide bir hediye gönderin" şeklinde bir
hadisi de sağlam hadis kaynaklarında geçer. .
Hz. Peygamber'e dayandırılan ve "Kudüs'ün
Faziletleri" adı altında derlenen kitaplarda yaratılış
ve kıyamet Kudüs'le irtibatlandırılır. Gerçi, bunların bir
kısmının müslümanlaşan hıristiyan ve museviler tarafindan
İslam'a sokulan inanışlar olduğu kabul edilir. Buna göre,
kâinat Kudüs'te Kubbetü's-Sahra'nın altındaki taştan başlanarak
yaratılmıştır ve kıyamet gününde mahşer meydanı da onun etrafında
kurulacaktır. Hadiste, kıyametin gerçekleşmesi ile Kâbe'deki
Hacerü'l-Esved'in yerinden kalkıp Kudüs'teki bu taşı ziyareti
ile başlayacağı anlatılır.
Kudüs'ün tasavvufda da önemli yeri bulunuyor.
Mutasavvıflar, Allah ile olan irtibatın en yüksek mertebesine
ancak bu şehirde ulaşılabileceğine inanmışlar ve hayatlarının
bir kısmını Kudüs'te geçirmişlerdir.
Yahudilere göre kentin önemi
Kudüs'ün Yahudilik için öneminin temelinde,
Süleyman Mabedi'nin bu şehirde bulunmuş olması yatıyor. Birinci
Tapınak döneminde Kudüs, "Allah'ın Evi" olarak kabul
edilirdi. Kudüs'ün önemi Eski Ahit'te "Son Günlerde"
ve "Adalet Gününde" anlatılıyor. İşayahu peygambere
göre Kudüs "Adalet şehridir". Burada son mahkeme
kurulacaktır. Eski Ahit'te Kudüs aynı zamanda Beni İsrail'i
sembolize eder. Onun yıkılması İsrailoğulları'nın sürgüne
gönderilmesi ve gelecekte yeniden imarı da İsrailoğulları'nın
sürgünden dönüşünün ifadesidir. İkinci Tapınağın yıkıldığı
gün bir yas günü olarak anılır. Yahudilerin dualarında "Gelecek
sene Kudüs'te" ve "Kutsal Şehir Kudüs'ü inşa et!
Hızla ve bizim günümüzde!" gibi dileklere sıkça rastlanır.
Yahudiler, 1967'de Kudüs'ün kalbi dedikleri
bu mekanı ele geçirdiklerinde 2000 yıldır Kudüs için tuttukları
bir orucu tutmayı bırakmışlar ve "mesihin gelişi"
ile tamamlanacak "tarihin sonundaki hadiselerin"
ilkinin gerçekleştiğine inanmışlardır.
Son yüzyılın milliyetçi Yahudilik hareketi
Siyonizm, adını, Kudüs'ün bir sinonimi olan Siyon kelimesinden
alır ve vermeye çalıştığı mesaj "İsrail'e dönüş hayallerinin
gerçekleşmesi" hedefi ile yola çıktıklarıdır.
Hıristiyanların Medine'si
Dindar bir hıristiyan için Kudüs, rabbin
seçtiği şehirdir. Körleşmiş ve günahlara dalmış insanların
arasında Tevhid dininin kalesidir. Kendi oğlunu, insanlığın
affı için kurban ettiği mekan olmuştur ve şehir dirilişin,
Hz. İsa'nın geri dönüşünün ve rabbin krallığının yeryüzüne
ineceği günlerin müjdecisidir. Hz. İsa'nın kanıyla yıkanmıştır
bu topraklar. Golgotha taşını öpmek, Kutsal Kabir'de ağlamak
asırlar boyu bir şeref olarak görülmüştür. Kudüs'e, sıradan
bir turist gibi değil; dua, ağlama, kendine gelme, yeniden
dirilme arzusuyla gelinmelidir.
Hıristiyanlik için Kudüs, tarihin başladığı
ve biteceği yerdir. Hz. İsa'nın çarmıha gerildiği ve gömüldüğü,
yıkımı Hz. İsa tarafından önceden haber verilmiş bir şehirdir.
Haçlılarla birlikte Kudüs siyasal yönden de önem kazanır.
Yüzyılın başında General Allenby'nin Kudüs'ü ele geçirmesi
pek çok hıristiyan tarafindan vaadedilen "Yeni Kudüs'ün"
kurulacağı kehanetinin gerçekleşmesi olarak algılanır.
Kudüs'ün İsrail tarafindan ele geçirilmesi
bazı hıristiyanlar tarafından bir anakronizm (tarihi gelişmelerde
meydana gelen bir hata) olarak görüldü. Bazıları ise bunun
vaadedilen Yeni Kudüs'ün kurulmasi için gerekli bir basamak
olduğuna inandı. Bugün Vatikan'ın, İsrail'le ilgili politikası
temelde, Katoliklerin kutsal mekanlara ulaşımını ve buralarda
ayinlerin gerçekleştirilmesini garanti altına alacak şekildedir.
Neden paylaşılamıyor?
Kudüs'ün paylaşılamamasının temelinde,
yerleşim bölgelerinin yani müslüman, hıristiyan ve musevi
mahalleleri ile kutsal mekanların birbirlerinden net çizgilerle
ayrılamıyor olması yatıyor. Ayrıca bir dinin kutsal mekanları,
diğer iki din için de kutsal sayılıyor. Mescid-i Aksa Camii,
müslümanların olduğu kadar museviler için de kutsal bir mekanda
bulunuyor. Hıristiyanlar için kutsal olan Kutsal Mezar Kilisesi,
iki camiinin ortasında yer alıyor. Ağlama Duvarı, Hz. Peygamber'in
Mirac gecesinde Burak adlı atını bıraktığı yer olarak biliniyor.
Bugün şehirdeki dört mahalleli bölünme
(Müslüman, Hıristiyan, Ermeni ve Yahudi mahalleleri) temelde
bu kutsal mekanların etrafında örgütleniyor. Ağlama Duvarı'nın
Mescid-i Aksa'nın batı duvarında olması ve Kamame Kilisesi'ne
giden Hıristiyan Haç Rotası (Via Dolorosa)'nın yine Mescid-i
Aksa'nın kuzey sınırından geçmesi, mahallelerin neden içiçe
olduklarını ve paylaşım meselesinin Mescid-i Aksa'yı üzerinde
taşıyan Harem-i Şerif (Mabed Tepesi)'te kilitlendiğini daha
iyi anlatıyor. Bu nedenle Yahudiler Harem-i Şerif'ten bahsederken
Kudüs'ün Kalbinin Kalbi anlamına gelen "Lev libo sel
Yeruşalim" diyorlar.
Çözüm önerileri
İsraillilere göre Kudüs "bölünmez,
ebedi başkent"tir. Filistinliler ise Kudüs'ün hiç değilse
bir kısmını başkentleri olarak görüyor. Hıristiyan dünyasında
ise, kutsal mekanların, Ortodokslar, Filistin'de, Protestanlar
iseİsrail'de kalmasına sıcak bakarken Katolikler, Kudüs'e
uluslararası ya da hiç değilse dinlerarası bir statü verilmesini
istiyorlar.
Çözüm için masaya her oturulduğunda
İsrail, Harem-i Şerif hariç Kudüs'ün her yerini konuşmaya
hazır görünüyor. İki yıl önce İsrailliler Harem-i Şerif'in
üzerindeki egemenliğini Filistinlilere devretmeye razı oldular.
Fakat On Emir tabletlerinin arkeolojik kanıtını bulmak amacıyla
yaptıkları kazılara devam edebilmek için yeraltının egemenliğinde
ısrar ettiler. İsrail bu kalıntıların bulunmasını, kendisinin
bölgedeki varlığını meşrulaştıracak bir delil olarak görüyor.
Ancak kazılar devam ederse Mescid-i Aksa çökebilir.
Amerika'nın yaşanan son gerginlikten
önceki teklifi ise şöyleydi: Harem-i Şerif'te egemenliğin
tanımı yeniden yapılacak. Egemenlik yüzeydeki ibadethaneler,
zeminin altı, ibadethaneler dışındaki zemin ve dış duvarlar
olmak üzere dört bölümde ayrı ayrı paylaşılacak. İbadethanelerde
tam Filistin egemenliği ve zeminin altında tam İsrail egemenliği
olacak, zeminin üzerindeki boş alanlarda Filistin'in uygulama
üstünlüğü olan ortak egemenlik ve kapı ve duvarlarda da İsrail'in
uygulama üstünlüğü olan ortak egemenlik uygulanacak.
Son dönemlerde ortaya atılan bir çözüm
de "İlahi Egemenlik" formülü. Buna göre Eski Kent
herhangi bir devletin egemenliği altında olmayacak ve yönetimi,
şehre kutsallık atfeden bütün dinlerden, etnik gruplardan
ve İsrail ve Arap dünyasından temsilcilerin katıldığı bir
ekip tarafindan ele alınacak.
Çözüme en fazla yaklaşıldığı sırada
Şaron'un Harem-i Şerif'e gitmesi ve başbakan olması ile savaş
da başlamış oldu. Müslümanların Mescid-i Aksa'daki namazlarını
bitirip, musevilerin Ağlama Duvarı önündeki dualarının başladığı
cuma, haftanın en gergin günü olmaya devam ediyor.
Kudüs'teki kutsal mekanlar için
üretilen en son çözüm ise, Osmanlı modeli; yani müslüman,
hıristiyan ve musevilerin ayrı ayrı kapılardan girmeleri.
Ancak bu tekliflerin hiçbiri taraflarca kabul görmüş değil.
|