|
İslam inancına göre, cennetin en büyük
ağacı olan Tûbâ ağacının kökü inciden, gövdesi yakuttan, dalları
zebercetten, yaprakları ise sündüstendir. Kökü yukarıda, dalları
ise aşağıdadır. 70 bin dalı vardır. En yakın dalı, dünya semasındadır.
Bu dallar, cennetteki bütün köşklere uzanır ve onları gölgesi
altına alır. İnsanların arzu ettikleri meyveler bu ağaçtadır.
İnanışa göre, her doğan çocuk için ağaçta bir yaprak açar,
her ölen kimsenin de yaprağı düşer.
Kitab-ı Mukaddes, hıristiyanların "Kutsal
Kitap"ıdır. Eski Ahit (39 kitaptan oluşur. İlk beş kitabına
Tevrat denir. Ancak yaygın olarak Tevrat denince Eski Ahit
anlaşılır), Zebur ve Yeni Ahit'in (dört İncil'i kapsar) birarada
bulunduğu kitaptır. Hıristiyanlar, Allah tarafından bildirilen
ilk kitabın Tevrat, son kitabın ise Allah'ın oğlu olduğuna
inandıkları Hz. İsa'ya verilen İncil olduğuna inanırlar. Sürecin
Hz. İsa ile tamamlandığına inanan hıristiyanlar, bu süreçteki
üç kitabı biraraya toplayıp adına Kutsal Kitap demişlerdir.
Latince "Biblia", Batı dillerinde ise "Bible"
ve "Bibel" aynı anlama gelir. Bu terimlerin hepsi
Yunanca "kitaplar" kelimesinden türetilmiştir.
Kabe, Mekke'de, Harem-i Şerif'in hemen
hemen ortasında bulunan kutsal bir mabettir. Beytullah, Beytül
Atik gibi isimleri de vardır. İslam dünyasının kıblesidir.
Kabe adını, dört köşe olduğu için alır. Etrafına Mescid-i
Haram adı verilir ve içinde bir kısım olarak Makam-ı İbrahim
vardır. Al-i İmran suresi 96. ayette belirtildiğine göre yeryüzünde
inşa edilmiş ilk mabettir. ("İbadet yeri olarak yeryüzünde
yapılan ilk bina Mekke'deki Kabe olup pek feyizlidir, insanlar
için hidayet rehberidir.") Kabe'yi ilk inşa edenin
Hz. Adem olduğuna dair rivayetler varsa da Kuran'da iki ayette
Hz. İbrahim ve oğlu İsmail tarafından yapıldığı bildirilir.
Bu ayetler Bakara suresinin 127. Hac suresinin 26. ayetleridir.
(Bakara suresi 127. ayet: "İbrahim ile İsmail Beyt-i
şerifin temellerini yükseltirken şöyle dua ediyorlardı.....")
Kitap ve mektup anlamına gelen "Zibr"in
çoğulu olan Zebur, Hz. Davut'a indirilmiştir. Dört ilahi kitaptan
biri olan Zebur'u, Kuran-ı Kerim, Nisa suresi 163. ayette
ve İsra suresi 55. ayette "Davut'a da Zebur'u verdik"
şeklinde tanıtır. Mezmurlar ve mezamir adıyla da anılır. Önceleri
sadece İbranice ve Aramca yazılmış olan Zebur daha sonraları
Latince ve diğer dinlere çevrilmiştir. Bugün Kitab-ı Mukaddes
(Kutsal Kitap) külliyatı içinde Eyüp ile Süleyman'ın Meseleleri
arasında Mezmurlar adıyla 150 Mezmur yer almaktadır. Hz. Davud'un
musikiyle okuduğu metinlerde Allah'a övgü, yakarma, dilekte
bulunma ve şükretme olguları bulunur. Tevrat'tan sonra gelen,
ilahi ve yakarışları birarada bulunduran Zebur, hem yahudiler,
hem de hıristiyanlar tarafından dua niyetiyle okunmaktadır.
Allah'ın en güzel isimleri anlamına
gelen Esma-i Hüsna, Kuran'da A'raf suresi 180., İsra suresi
110., Taha suresi 8. ve Haşr suresi 22.-24. ayetlerde geçiyor.
Kuran, A'raf suresi 180. ve İsra suresi 110. ayetlerinde Allah'a
bu güzel isimlerle dua etmemizi söylüyor.
A'raf suresi 180. ayet: "Esma-i
hüsna (en güzel isimler ve vasıflar) Allah'ındır, o halde
bu isimlerle O'na dua edin. O'nun isimleri konusunda haktan
sapanları terkedin. Onlar işlediklerinin cezasını çekeceklerdir."
İsra suresi 110. ayet: "De ki:
Dua ederken ister 'Allah' ister 'Rahman' diye hitap edin.
Hangisini deseniz hep O'nundur o esma-i hüsna (en güzel isimler
ve vasıflar) ......"
Ta-Ha suresi 8. ayet: "O'dur
Allah. O'ndan başka yoktur İlah. Hep O'nundur, esma-i hüsna
(en güzel isimler ve vasıflar)."
Haşr suresi 22. ayet: "Allah'tır
gerçek İlah! Ondan başka yoktur İlah. Görünmeyen ve görünen
her şeyi bilir. O Rahman'dır (rahmeti sonsuz olandır), Rahim'dir
(rahmet ve merhameti sınırsız olandır)."
23. ayet: "Allah'tır gerçek İlah! Ondan başka yoktur
İlah. O Melik'tir (kainatın gerçek hükümdarıdır), Kuddüs'dür
(bütün eksiklerden uzak ve Yücedir), Selam'dır (kusurlardan
salim olup yaratıklarına esenlik verendir), Mü'min'dir (güvenlik
verendir), Müheymin'dir (her şeyin üzerinde gözetip kollayandır),
Aziz'dir (üstün kudret sahibi, mutlak galibtir), Cebbar'dır
(yaratıklarının hallerini ve işlerini düzelten ve iradesi
ile onları istediği şekilde yönetendir), Mütekebbir'dir (büyükler
büyüğüdür). Allah, müşriklerin iddialarından münezzeh ve Yücedir."
24. ayet: "Allah o gerçek ilahdır ki Halık'dır (yaratan,
var edendir), Bari'dir (yaratıklarını düzgün ve ahenkli kılandır),
Musavvir'dir (bütün mahluklarına özel suretlerini verendir).
Hasılı, esma-i hüsna (en güzel isimler ve vasıflar) O'nundur.
Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O'nu tesbih ve tenzih
eder. O, Aziz'dir, Hakim'dir (hikmetlidir)."
Kuran'dan açık tespit edilen isim sıfatların
bir kısmı tek kelimelik, bir kısmı ise bileşik isim halinde
geçer. Tek kelimelik isimler 99 tanedir. Allah'ın bu isim
ve sıfatları "Celal", Cemal ve "Kemal"
olarak gruplanır. Celal olanlar, Allah'ın evrendeki genel
eserlerinden anlaşılan sonsuz azameti ve ilahi haşmeti bildirir.
Cemal ise, pek çok nimetleriyle kendini gösterir ve bunlara
şükürle karşılık verilir. Kemal de, mükemmel olan ve hikmetlerle
donatılmış sanat eserleriyle ortaya çıkar ve insanı üzerinde
düşünmeye çağırır. İslam bilginlerinin çoğuna göre, bu güzel
isim ve sıfatlar, Kuran'da nasıl geçiyorsa öyle kullanmak
gerekir. Yani "Allah Alimdir" denir, ama aynı anlama
geliyor diye "Allah Ariftir, Bilgedir" denilmez.
Bu ilahi isimler aracılığıyla
insan, yaşayışının her türlü durumunda Allah ile bir bağ kurma
imkanına kavuşur. Esma-i Hüsna'nın en önemli işlevi, Allah
ile insan, insan ile Allah arasında münasebetleri en ideal
seviyede gerçekleştirmektir. Buhari, Müslim gibi Hz. Peygamber'den
hadis rivayet eden kitaplarda, Kuran'da geçen 99 ismin dışında
isimlerden de sözedilir. Yine bu hadis kitaplarına göre, Hz.
Muhammed, Haşr suresinin son üç ayetinin okunmasını mutlaka
tavsiye etmiş, Allah'ın 99 ismini sayıp ezberleyenin ve Allah'ın
bu isimlerine göre hareket edenlerin cennete gireceğini söylemiştir:
"Allah'ın 99 ismi vardır. Kim bunları bellerse, bunlarla
Allah'ı zikrederse cennete girer."
Mezhep, gidilen yol, tarzı tavır,
yorum, tutum anlamlarındaki "zehab"
kökünden bir sözcük olup "din konusunda oluşmuş yorum
ekolü" demektir. Yorum siyasal olabilir, dinsel, düşünsel
yada bilimsel olabilir. Din literatüründe bu tür yorum ekollerinin
tümü "mezhep" diye anılmaktadır.
Mezhep, beşeri bir kurumdur; bir bilim
ve düşün kurumudur. Yorumu kim
getirmişse mezhep onun malıdır ve onu bağlar. Mezhepleri dokunulmaz,
tartışılmaz ilan etmek, mezhep önderlerini yanılmaz, aşılmaz
kabul etmektir. Oysa, tartışılmazlık ve dokunulmazlık niteliklerini
Kuran ve Hz. Muhammed dışında kaynak ya da kişilere vermek,
tartışmasız şirk (Allah'a ortak koşmak) tır.
Mezhep konusunda şu üç nokta çok
önemlidir:
1.
Mezhep din değildir, kutsal değildir; din bilimleriyle uğraşan
bilimadamlarının kişisel yorumlarıdır. Bu yorumlar, onları
üretenlerin
hayatlarında bile birçok kez değişebilmiştir.
2.
Bir toplumda bilim ve düşün faaliyeti ne kadar zengin ve canlı
ise o
toplumda mezhep faaliyeti ve sayısı da o ölçüde zengindir.
Çünkü bilen ve düşünen insanların çokluğu, daha çok yorumun
doğmasıyla eşanlamlıdır. Daha çok yorum, daha çok mezhep demektir.
3.
Mezhep yorumları içinden herkes istediğini seçebilmelidir.
Bu seçim
engellenip "sadece bir kişinin yorumunu esas alabilirsiniz"
dendiği anda
mezhep dinleştirilmiş ve ikinci bir din yaratılmış olur. Bir
insan, İslam'ı
sadece filan ya da falan mezhebin temsil ettiğini söylerse
dinden çıkar.
Çünkü böyle bir söylem, Allah'ın dinine karşı yeni bir din
ortaya sürmenin
ta kendisidir.
"Mezheplerin dini tamamladığı"
yolundaki iddia Maide suresi 3. ayete açıkça aykırı bir Kurandışılıktır.
Allah'ın: "Bugün mükemmel hale getirdim,
tamamladım...." (Maide suresi 3. ayet) dediği bir din,
ancak anlaşılmak için incelenir, eksiklerini tamamlamak için
değil.
Bazı mezhepler için "hak mezhep"
nitelemesi yapılmasında iki İslamdışılık
yanyanadır. Birincisi "hak" sıfatının beşeri bir
kurum olan mezhep için
kullanılması; ikincisi, belli bir grubun benimsediği yorumların
dinin ve
gerçeğin tek temsilcisi gibi gösterilmesi.
Kuran'ın açık beyanlarına göre, Hak,
Allah'tan gelir; bunda asla kuşkuya
düşülmemelidir (bk. Bakara suresi 147. ayet; Al-i İmran suresi
60. ayet)
Peygamberler bile hakkın kendisi değil, sadece temsilcisi
olabilirler. Hak
sıfatı yalnız Allah'a verilebilir (bk. Yunus suresi 32. ayet)
Mezheplerin yorumlarından seçmeler yapılmayacağını
iddia etmek de mezhepleri dinleştiren vahim bir şeytancılıktır.
Mezheplerin her birinden bazı yorumları alıp yeni bir sentez
yapma eğilimi, mezhebi dinleştirenler
tarafından bir tür dinsizlik gibi gösterilmiştir.
_________
(Bu yazı, İ.Ü İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yaşar Nuri
Öztürk'ün, Star gazetesinde yayınlanan (26 Nisan 2002) "Mezhepleri
Dinleştirme Şeytancılığı"adlı yazısından alınmıştır.)
|