|
Budizm, son yıllarda Batı'nın özellikle
de Hollywood yıldızlarının rağbet ettiği dini-felsefi bir
öğreti. Ölümü, bilginin sona ermesi olarak yorumlayan Buda'ya
göre, ruh bedenden bedene göç ederek tüm arzularından kurtuluyor
ve nirvanaya ulaşıyor. Her ne kadar Budizm'de Allah inancı
yoksa da bazı İslam bilginlerine göre, Buda, Kuran'da da işaret
edilen bir uyarıcı.
Hint inanç
ve düşünce sistemlerini oluşturan üç önemli akımlardan biri
de Budizm. (Diğerleri Brahmanizm ve Hinduizm). M.Ö. 6. yüzyılda
yaşamış olan Siddharta Gautama (doğumu İ.Ö. 563-ölümü İ.Ö.
483) tarafından kurulan Budizm, mabedsiz, ibadetsiz, dini
bir ahlak ve düşünce sistemini içeriyor. Bu dünyanın kötü
olduğu esasına dayandığı için "kurtuluş" fikri üzerinde
duran Budizm, kurtuluşun manevi arınma ile olacağını kabul
ediyor. Buda'nın amacı, kaderciliğe karşı sorumluluğu, taassuba
karşı hoşgörüyü, kötümserliğe karşı ümidi getirerek insanları
acılardan, hırslardan ve bencillikten kurtarmaktı. Budizm,
başlangıçta yalnızca ahlaki düşüncelerle, düzenli ve disiplinli
bir yaşam anlayışı ile sınırlanmıştı.
Buda'nın öğretilerinde, Hinduizm'den
farklı olarak cin, şeytan, ibadet, tören, dua, kurban ve adaktan
bahsedilmez. Çünkü, Budizm'in doğduğu dönemde Hindistan, her
biri birer yoga önderine bağlı, küçük dinsel topluluklarla
doluydu ve Brahman ayinlerinin ve adak törenlerinin dışa dönük
kuralcılığı artık çoğu kimseyi doyurmuyordu. Buda, dünyadan
değil, onun zevklerinden el çekmeyi tavsiye ederek, Hindu
dininin koyu tutuculuğunu ve inzivacılığını yumşatmaya çalıştı.
Buda'nın ölümünden sonra Budizm, Hinâyâna
ve Mahâyâna olarak iki kola ayrıldı. Hinâyâna yani eski Budizm,
bireyleri bu dünyanın sıkıntı ve ızdıraplarından kurtarmayı
amaçlar. Yani, önce bireyin yazgısını ve kurtuluşunu dikkate
alır. Buna göre, acı çekmekten kurtulmanın tek yolu, yaşamdan
el etek çekerek Nirvana'ya ulaşmakla elde edilebilecek ahlak
yetkinliğidir. Buna karşın Mahâyâna adı verilen yeni Budizm,
bireyden çok tüm insanlığı, yani bütünü dikkate alır. Bu anlayışa
göre, büyük borç, gerçekte tüm insanlığa hizmet ettikten sonra
ödenmiş olacaktır. Bireyin sadece kendisini kurtarmasının
hiçbir önemi yoktur.
Budizm M.Ö. 1. yüzyılda girdiği Çin'de
büyük ilgi ile karşılaştı. Çinli din adamları Buda'yı tanrılaştırdılar.
Çin imparatorunu da tanrının bir tasviri olarak gösterdiler.
Buda'nın tekrar geleceğini ve bir altın devir yaşatacağını
telkin ettiler.
Nirvanaya
ulaşmak
"Kurtuluş" meselesi, Hint düşünce hayatının en önemli
unsurlarından biridir. Ruh, cismani aleme kendi suçu yüzünden
girer ve çeşitli bedenlerde dolaşır durur. Ta ki, kendisini
tatmin edemeyeceğini anlayana kadar. Böylece saf cevherini
tekrar elde etmeye başlar. Son amaç, nirvanaya varmaktır.
Diğer Asya dinleri gibi Budizm'in de kabul ettiği "karman"
adı verilen öğretiye göre, herkesin şimdiki yaşamındaki davranışlarının
sonucu, sonraki yaşamında ortaya çıkıyor. Budizm, ruhların
bedenden bedene geçtiği inancını paylaşıyor. İnsan ruhu ölümle
birlikte yok oluyor. Ama ölünün "karman"ı yaşıyor
ve bir ana rahminde bir "vicnana"ya (ruhun yeni
bir bedene göç eden bölümü) yani ruh göçü çemberinden kurtularak
arzuların tümüyle söndüğü "nirvana"ya (insana acı
çekme, yanılsamayla bilgisizlikten kurtaran ve bu dünyadaki
tüm isteklerin silinmesiyle gerçekleşen durum) erişiyor.
Budizme göre, insanın bu dünyada duyduğu
acının sebebi arzularıdır. Kalıcı olmama, cevhersizlik ve
acı çekme, varoluşun üç esasıdır. İşte, bunları bilmemek insana
acı verir. Hayatta gerçek mutluluk, huzur yoktur ve acı, hayatın
her tarafında temelli, kaçınılmaz bir olaydır.
Buda, doğa ve ruhsal olayları açıklarken
beş unsurun karışımına dikkat çeker. Bunlar maddiyat, duygular,
algılar, zihni şekillenmeler ve farkında olmaktır. Doğu düşüncesinde,
özellikle Hindistan'daki dini felsefi inançlarla Budizm arasında
doktrin bakımımdan esas farklardan biri de, ezeli-ebedi, değişmeyen
bir ruh bulunmadığıdır. Budizm'de belli başlı dört hakikat
ile beş ahlaki unsur vardır. Hakikatler şöyle sıralanır:
1. Varlığın zorunlu sonucu, üç
şekilde (hastalık, ihtiyarlık ve ölüm) tecelli eden elemdir.
2. Elemin sebebi arzu ve ihtiraslardır.
3. Arzu ve ihtiraslardan doğan elem, son bulabilir.
Bunun çaresi, arzu ve ihtirasları kontrol altına almaktır.
4. Nirvanaya ermek için ahlaki yol, mutlak feragattir.
Nirvananın ne olduğu pek açık olmamakla
birlikte nirvanada keder olmadığı, arzu ve isteklerin insanı
rahatsız etmediği, tekrar tekrar doğup ölmenin sona erdiği,
'ben'liği insanın kendisinden attığı bir fikir anlaşılır.
İşte bu hikmetin en yüksek derecesi, huzur ve sükundur yani
nirvanadır.
Bir budisti nirvanaya kavuşturacak diğer
beş ahlaki esas ise şudur: Çalmamak yani hırsızlık yapmamak,
başkasının kadınına el sürmemek, yalan söylememek, içki içmemek,
hiçbir canlıyı öldürmemek. Yine Budist sisteme göre varlıkta;
toprak, su, hava, ateş, esir ve bilgi olmak üzere altı unsur
vardır. Bilgi, sonsuz ve ışıklı bir nurdur. Bilgisizlik, elemin
kaynaklarından biridir. Buda'ya göre ölüm, bilginin son bulmasından
ibarettir.
Buda kimdi?
Siddharta Gautama'nın, Sanskrit dilinde
adı, Buddha'dır. "Uyanan" ya da "aydınlanan"
anlamına gelen "buda" sözcüğü, özel bir ad değil,
örneğin "mesih" gibi bir unvandır. Budacılık'ta,
geçmişte olduğu gibi gelecekte de sayısız "buda"nın
ortaya çıkabileceğine inanılır; ama tarihin tanıdığı tek "buda"
Gautama Buda'dır. Siddharta Gautama, bugünkü Nepal ile Hindistan
arasında hüküm süren Sayka kralının oğluydu. Dolayısıyla askeri
ve yönetici sınıf olan Kshatriya ailesine mensuptu. Ancak
daha sonra Hindistan'da köklü ve saygın bir kurum olan kast
(sınıf) sistemine karşı çıkarak insanlar arasında eşitliği
savundu.
16 yaşında kuzeniyle evlendi; 29 yaşında
yaşamının dönüm noktasına erişti. Onu etkileyen, yaşlılık,
hastalık, ölüm gibi insan acıları karşısında ruhunu hala koruyan
bir keşiş oldu. Oğlunun doğduğu gece evinden ayrılarak kendisine
doğrunun yolunu gösterecek öğretmenleri aramaya koyuldu. Yaklaşık
altı yıl boyunca aşırı bir perhiz uyguladı. Ama sonunda bu
yolun, aradığına ulaştıramayacağını anladı. Bu yüzden sağlığı
için gerekli besinleri almaya başlayınca, o ana kadar yanında
bulunan beş keşiş hayalkırıklığına uğrayarak onu terketti.
Bundan sonra tek başına kalan Gautama,
bir hintinciri ağacının altında oturarak "aydınlanmaya"
ulaşana kadar oradan kalkmadı. Dört hafta sonra gene bir hintinciri
ağacının altında otururken ulaştığı doruğu başkalarına da
aktarmaya karar verdi. İlk vaazının özü şöyleydi:
"Evinden ve ailesinden ayrılarak
diyar diyar dolaşmaya çıkan kimse, nefsini kayırmak ya da
nefsine eziyet etmek gibi iki uç davranıştan uzak durmalı.
'Doğruyu Bulan Kişi' yani 'Buda', bu iki uçtan kaçındığı için
aydınlığa, bilgiye, uyanışa, nirvanaya ulaştıran orta yolu
bulmuş olur."
Budizm ateist
bir din mi?
Bir yaratıcının varolmadığına inanan
Buda'ya göre, kötülük ve acının varoluşu bir yaratıcıya duyulan
inancın önünde aşılmaz bir engel oluşturur. Nirvananın bir
tür hiçlik biçiminde anlaşılması, Budizm'in, çoğu zaman ateist
bir din olarak tanımlanmasına yolaçmıştır. Çünkü Budizm'de
İslamiyet, Yahudilik ve Hıristiyanlık'ta olduğu gibi evreni
irade ile yaratan bir Allah kavramı yoktur. Budacılar bu tür
bir nitelemeden özellikle kaçınmıştır. Çünkü Buda, nirvananın
kavranamaz, tasvir edilemez, anlaşılamaz, nitelenemez olduğunu
özellikle belirtmiştir. Ama nirvanaya ulaşmanın yok olmak
değil, sonsuza ve ölümsüze ulaşmak anlamına geldiğini de aynı
ölçüde vurgulamıştır.
Budizm, İslamiyet'te, genellikle batıl
(boş inanç) bir din olarak kabul edilir. Buna göre, Buda,
yine batıl ve müşrik (Allah'a ortak koşan) bir din olan Brahmanizm'de
bazı değişiklikler yaparak yeni bir mezhep ortaya çıkarmıştır.
Kuran'daki Tin suresi Buda'ya mı işaret
ediyor?
İslam araştırmacıları arasında Buda'yı
farklı şekilde değerlendirenler de var. Bunlardan biri, İ.Ü.
İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk. Prof.
Dr. Öztürk, "Kuran'daki İslam" adlı kitabında
Kuran'ın 95. suresi olan Tin suresi'nin Buda'ya işaret edebileceğini
söylüyor. Çünkü Tin suresinin ilk üç ayeti "İncir ve
zeytine, sina dağına, emin beldeye" yemin ederek başlıyor.
Yukarıda Buda'nın hayatını verirken "aydınlanmaya ulaşana
kadar" hintinciri ağacının altında kaldığını belirtmiştik.
İşte Prof. Dr. Öztürk, bu ayetlere dikkat çekerek şu yorumu
yapıyor:
"Tin, incir demektir. Surenin ilk
ayetinde kendisine yemin edilen bu 'tin'in bilinen yemiş manasında
incir veya incir yetişen bir bölgenin adı veya bu adla anılan
apayrı bir toprak parçası veya incir ağacı olup olmadığı hususu
tartışmalıdır. Bazılarına göre buradaki tin, incir ağacı demektir
ve işaret ettiği anlam ise Buda'ya ilhamın geldiği ağaçtır.
Eğer böyle ise Kuran-ı Kerim, Buda'nın, altında ilham aldığı
ağaca yeminle bir suresini açarak onun şanını yüceltmiş oluyor.
Bunda şaşılacak bir yön de yoktur. Çünkü Buda ve benzeri büyük
insanların peygamber olmaları, Kuran'ın yaklaşımı açısından
bakıldığında kuvvetli bir ihtimaldir. Buda, Kuran'ın 'adı
anılmayan resuller' dediği kadro içinden bir Hak eri olabilir."
Batılının Budizm'e ilgisi neden arttı?
Amerikalıların ve Avrupalıların son
yıllarda Budizm'e olan ilgisinin arttığını biliyoruz. Bu ilgiye
tanık olmamızda özellikle Hollywood artistlerinin büyük rolü
var. Örnek olarak da Richard Gere'i ve onun Buda öğretisini
konu alan filmlerini gösterebiliriz. Peki, bu ilginin temelinde
ne yatıyor? Bir kralın oğlu olan Buda ile Batılı'nın ortak
noktası ne?
Bu soruların cevaplarını Dr. Ali Şeriati'nin
"Dinler Tarihi" adlı kitabında bulmak mümkün.
Şeriati'ye göre, ortaklığın temelinde "refah" yatıyor.
Çünkü Buda, bir kralın oğluyken yani refah bir hayat sürerken
aydınlanma yolunu tercih etti. Günümüzde refahın temsilcisi
ise Batı; devamını, Dr. Ali Şeriati'den aktaralım:
"Refah, insan hayatını anlamsız
ve abesleştirmekte. Artık hiçbir şeyde heyecan, ümit, beklenti
ve gelecek bırakmamakta. İç aleme yönelme ise, insanı maddi
hayata karşı isyan ettiriyor. Buda, böyle bir insanı yansıtır.
O, kendi hayatının cennetine karşı isyan etmektedir. Bugünkü
Batı insanının ulaştığı da budur. Tümüyle maddi olan, kendisine
hiç maneviyat, refah ve salt yararlanma düzenine karşı isyan
etmektedir. Kaderi, sadece maddi hayat ve tüketimin üstünlüğü
esasına göre, hayatını cennet yapmak isteyen insanın kaderidir
ve sonunda vardığı yer, boşluk, isyan ve tüketimci hayatın
tahrip edilmesidir. Bugünkü Batı'nın ve Buda'nın kaderi de
budur. Bu yüzden Buda, bugünkü Batı'da bütün peygamberlerden
daha çok ilgi görmektedir. Amerikalı ve Avrupalı gençlik seli,
Hint tarafına doğru başaşağı akmaktadır."
-------------------------------
(Kaynaklar: Necip Taylan, "İlim-Din
(İlişkileri Sahaları Sınırları)"; Dr. Ali Şeriati, "Dinler
Tarihi"; Ana Britannica)
|